Yelken Yaşamıma Ne Zaman Girdi?

Yoğun bir iş yaşamının ardından 60’lı yaşlarımda yelken sporuna başladım. Gençliğimde basketbol ve tenis oynar, kayak yapardım. Yaş ve sağlık sorunları nedeniyle bu sporlardan vazgeçmek zorunda kaldım. Ama yarışmayı bıraksam da yelkenden vazgeçemedim. Artık yelken yaşamımda önemli bir yer tutuyor ve ben de 10 yıldır artan bir heyecan ve öğrenme azmiyle bu sporu sürdürüyorum.

Kaptan_Dumen

Bu sporun insan yaşamına nasıl dokunduğuna, karakterini nasıl etkilediğine, iş yaşamıyla olan şaşırtıcı benzerliklerine kafa yoruyorum. Kafa yordukça da, insanın benim gibi 60’ında değil, karakterinin daha yeni oluşmaya başladığı çocuk yaşlardan itibaren yelkene başlamasının gerekliliğine olan inancım giderek artıyor.

Uzun süre evde kaldığımız ve yaşamlarımızı sorgulamaya başladığımız şu COVİD-19 Pandemi günleri bana çoktandır aradığım bir fırsatı verdi. Özlediğim çocuklarıma, minik torunlarıma, Mekteb-i Sultani Yelkencisi genç kardeşlerime, meslek yaşamlarında proje yönetimi yaklaşımını kullanan dostlarıma ister keyif çatmak için, isterse yarışmak için yelken yapmanın yaşamlarını nasıl etkileyebileceğini kendi yaşamımdan da örnekler vererek anlatmaya başladım.

Resim1 (2)GS_Zoom

Düşüncelerimi yazılara, sohbetlerimi minik videolara dönüştürdüm. “Yelkenci Dede ve Torunu Efe’nin Gökova Macerası”, çocuklara dönük bir serinin ilk hikayesi oldu. Efe ile seyre çıktıkça serinin devam eden hikayeleri de gelecek.

Yelken Sevgisinin Yüreğime İlk Düştüğü An

Deniz ve yelken daha bana dokunmadan, sevgisi yüreğime uzun yıllar önce düştü. Mekteb-i Sultani’li ağabeyim Sadun Boro’nun “Kısmet” yelkenlisi ile dünya seyahatinden döndüğü 1968 yılında, Beyoğlu’nda müthiş bir kalabalık tarafından karşılandığında, 18 yaşında yüzme dahi bilmeyen bir lise öğrencisi olarak yüksek demir kapıların ardından ona el salladığımı ve bir gün onun gibi açık denizlere yelken açmaya söz verdiğimi hiç hatırımdan çıkarmadım.

Sadun_Boro_KarsilamaGS_Kapi

Ama daha o günden itibaren, yelken sevgisinin benim karakterimi şekillendirmeye başladığını, yaşamımda neden hep iddialı hedefler koyduğumu, nerede bir zorluk varsa üzerine gittiğimi, iki patikadan hangisi daha az çiğnenmişse onu tercih ettiğimi, hep bir farklılık ve yenilik peşinde koştuğumu, açıkça söylemek gerekirse bu sevgi ve tutkunun kişiliğimin bu yönde evrilmesine neden olduğunu çok sonra fark ettim.

Yelkene Başlamanın Yaşı Yok!

Tekne_EfeEfe_Optimist

Yaşamın para, iş, yaşanan yer ve sağlık gibi zorlukları, 60 yaşıma kadar beni denizlere açılma hedefini gerçekleştirmekten alıkoydu. İş ve meslek yaşamımda iyi kötü bir yerlere geldim. Ama itiraf etmeliyim ki, başlangıçta en basit denizcilik kurallarının bile iş yaşamıyla ilgili böylesine evrensel bir uygulama alanı olduğuna ve yelken sporunun yaşamımda bu kadar işe yarayabileceğine dair en ufak bir fikrim bile yoktu.

Ancak 60 yaşında yelken sporuna başladıktan sonra, denizde karşılaştığım her olayın iş yaşamında bir karşılığının olduğunu görmek beni oldukça şaşırttı. Hala da şaşırtmaya devam ediyor. Keşke çocuk yaşta yelkene başlasaydım, keşke çocuklarımı daha erken yaşlarda yelkenle tanıştırsaydım diye hala hayıflanırım.

Çocuk Ruhu Yelken Sporuna Daha mı Uygun?

Çocuklarımızı takım çalışmasının ve rekabetin sözde yararlarını yani yaşamda olduğu gibi sporda da başkalarına üstünlük sağlamayı öğrenmeleri için maçlara götürürüz genelde: Futbol, basketbol gibi. Çocuk ruhunun mukayese edilmekten ve rekabetten haz etmediğini kendi çocukluğumuzdan hatırlamayız. Oysa gerçek yaşamda, birbirimizle boy ölçüşmeye itilmediğimizi, sadece kendimizle boy ölçüşmemiz gerektiğini sonradan öğreniriz. Başarılarımızın her zaman, kendimizle yarışarak elde ettiklerimiz olduğunu, çocukların kişiliğinin ancak önce özgüven kazanmakla gelişebildiğini, onları basketbol ve futbol sahasına götürerek aslında onlara kötülük yaptığımızı anlarız.

Efe_FutbolEfe_Basket

Basketbol, voleybol, hentbol, futbol gibi sporlar, hepsi birer takım oyunudur: Bu doğru. Tenisi bile tek ya da çift kişiyle oynasak dahi, sonuçta sadece tek bir duyumuzla, gözümüzle takip ettiğimiz bir topun peşinden gideriz. Bu sporları cazip kılacak, bağırarak bizi motive edecek bir seyirci kitlesi vardır.

Ama yelken sporu, öyle değildir. Gördüğümüz topla değil, görmediğimiz ama sadece hissettiğimiz bir şeyle, yani rüzgarla oynarız bu oyunu. Üstelik beş duyumuzun beşini de kullanırız. Doğanın ve denizin ortasında bizi motive etmek için bir başkasına ihtiyaç duymadan, tüm davranış ve kararlarımızda kendi başımıza ve özgür kalarak.

Yapılan bazı bilimsel araştırmalar, yelken sporunda diğer tüm sporlara kıyasla 300 kat daha fazla karar verildiğini söylüyor. Yelken hem çabucak öğrenilen, hem her oynadığımızda yeni bir şey öğrendiğimiz ve hem de yaşamdaki gibi, her yaşta öğrenmenin ve uygulamanın hiç bitmediği ilginç bir spor olarak kabul ediliyor.

Karakter Çocuk Yaşlarda Şekilleniyor!

Keşke çocuklarıma önce doğayı, rüzgarı, dalgaları, akıntıları öğretebilseydim. Keşke onları bir koya götürüp küçük bir sandalda kürek çekmeyi, bir surf tahtasında ya da bir optimistte yelken yapmaya ve zorluklarla mücadele etmeyi öğrenmeye bırakabilseydim dedim hep kendime. Ama yaşamda keşkelerin yararı olmadığını geç öğrendim.

Efe_Oyuncak

3 Kuşak Bir Arada Yelken Sporu Yapabilir mi?

İş yaşamının acımasız yılları arasında ben çocuklarıma veremedim bütün bu yaşam derslerini. Ama 3. kuşak torunlarımı bu bilgelikten mahrum bırakmamaya söz verdim. Şimdilerde onlara Sadun Boro Ağabeyimin çocuklar için yazdığı ve kendileriyle dünya turu yapan kedileri “Kısmet’in Tayfası Miço” hikayelerini okuyarak, kah Lego’nun oyuncak tekne modellerini onlarla birlikte yaparak, deniz ve yelken sporunu aşılamaya ve sevdirmeye çalışıyorum. Onlar da 2. kuşağı sürecin içine çekerek bana yardımcı olmaya çalışıyor. Ellerinden geldiğince.

Sadun_Boro_MicoEfe_Lego

Her Yaşta Yapılan Bir Spor: Yelken

Çocukların daha 7 yaşından başlayarak yelken sporunda ve teknede kazanacakları özellik ve becerileri 70 yaşına kadar sürdürebileceklerini, bu sporu, yaz-kış, doğadan uzaklaşmadan, hem tek başlarına ve hem de arkadaşlarıyla birlikte yapabileceklerini bıkıp usanmadan anlatıyorum.

Yelkenin, kazanacakları bu becerileri hemencecik sosyal yaşamlarına ve ilerde iş yaşamlarına adapte etmelerine, iletişim becerileri elde ederek öz güvenlerini geliştirmelerine, takım ruhu, uyum ve engellerle mücadele azmi kazanmalarına, stres altında hızlı karar alma özelliği edinmelerine yardımcı olacağını söylüyorum.

gsaegitim038_4506d

Yelken sporunun -yarışmasak dahi- bizi yaşamımızı körelten konfor alanlarımızdan çıkararak, bir eş, bir baba, bir çalışan, bir yönetici, bir patron.. gibi sürekli değişen görevlere kolaylıkla uyum sağlamamıza, insanlarla empati kurmamıza, her birini birer birey ve iletişim noktası olarak deneyimlememize olanak sağlayan müthiş birer fırsat olduğunu tekrar etmekten bıkmıyorum.

Yelken Sporunun Özü: Doğa ve Rüzgarla Bütünleşmek

Yelken yaparken rüzgarı dinlemenin, anlamanın ve onunla bütünleşmenin, insanı bütün ön yargılarından arındırdığına yürekten inanıyorum. Ama bazı denizcilerin, hele de motorlu tekne kullanıcılarının rüzgarla bütünleşmeyi reddettiğini de iyi bilirim. Bunlar, rotalarını sadece karadaki bir noktayı ya da bir feneri röper alarak çizerler. Onlar rüzgarla seyretmez, kendi dogmalarıyla birlikte yol alırlar. Körü körüne inandıkları fikirlerin bütün duyularını öldürdüğünün farkına varmazlar. Görme, düşünme, hissetme ve içine düştüğü açmaza bir karşılık verme yeteneğinden yoksun kaldıklarını akıllarına dahi getirmezler.

Bu denizciler, istedikleri yere, istedikleri anda gidebilmek için daha fazla güç-enerji-rüzgar harcarlar. Ben bu kişilerin, iş yaşamlarında çalışanlarının refahından çok, kısa vadeli kar hedefleriyle ilgilenen bir işveren olarak kaldıklarını düşünürüm. Bana göre, bu kişilerin en belirleyici özellikleri de, mutlak katılıkları ve doğaya ve çevrelerine uyum göstermeyi reddedişleridir.

Devamı var…..