Giriş

İyi bir roman okuyucusu değilimdir. Hele de “İş Romanı”? Hiç. İlk ve son okuduğum İş Romanı, 80’lerin başında Dr. Eliyahu Goldratt’ın ortaya atıp geliştirdiği bir yönetim felsefesi olan “Theory of Constraints” yani “Kısıtlar Teorisi”ni anlattığı “The Goal” idi: Yani “Amaç”.

The Goal: İflasın eşiğindeki bir fabrikayı 3 ay içinde kârlı hale getirmeye çalışan Alex Rogo’nun hikâyesi aracılığıyla, aslında Kısıtlar Teorisinin felsefesini kullanarak süreç iyileştirme yöntemlerini işleyen bir iş/işletme romanıydı. Kitap, bir işletmedeki darboğazları yöneterek üretim hızını artırmayı ve “para kazanma” amacına odaklanmayı anlatır. Ama yazar hikayesini daha cazip kılmak için kahramanlar arasındaki “aşk”ı😊 da katmıştır işin içine. Dünyanın 200 üniversitesinde ders kitabı olarak okutulan The Goal bir dönem kısa film olarak bile çekilmiş ve epey ilgi de görmüştü.

Üretim sektörüne odaklanmış bu teoriden o yıllarda epey etkilenmiş ve uygulama yöntemini mesleğim olan inşaat proje yönetimi alanında kullanabilir miyiz diye Proje Yönetim A.Ş. adına Bay Goldratt’ın ekibinden Dr. Ted Hutchin ve Neil Butteril’i 2002 yılında İngiltere’den Türkiye’ye davet etmiş ve İTÜ akademisyenlerinin de yer aldığı bir konferans düzenleyerek, bu teorinin inşaat alanını geçici bir üretim tesisi olarak gören bir yaklaşımın nasıl sonuç vereceğini sorgulamıştık. Sonraki yıllarda Dr. Hutchin burada başlayan tartışmayı “The Right Choice: Using Theory of Constraints for Effective Leadership” adlı akademik ve biraz teorik bir yayına dönüştürdü. Bu kitap Türkçe’ye tercüme edilmedi ve roman formatındaki “The Goal” kadar çok satmadı.

İnşaat sektörü, neredeyse kendisiyle özdeşleşen Proje Bazlı Yönetim teknikleri ile üretim, yazılım, finans gibi farklı sektörleri etkilese de geleneksel üretim sektöründe yoğunlaşan Lean/Yalın, Kaizen/Sürekli İyileşme tekniklerinden de ciddi biçimde etkilendi. Aşağıda linkini verdiğim blogumdaki yazılar bu konularla ilgilidir.

https://halukdogancay.com/2014/05/01/gayrimenkul-gelistirme-projelerinde-yalin-yonetime-dogru/

Bugün artık bunlara yazılım sektöründe geliştirilen Agile/Çevik Yönetim tekniklerini de eklemek gerekiyor.

İnşaat Sektöründeki Çevik Dönüşümün 500 Günü

İş hayatımın önemli bir yerini dolduran Proje Yönetim A.Ş.’deki iş arkadaşlarımdan ve ortaklarımdan Demet Demirer, geçtiğimiz günlerde ilk kitabını yayınladı: Bir “İş Romanı” yazdı. “İnşaat Sektöründeki Çevik Dönüşümün 500 Günü”: Belirsiz ve Değişken Koşullarda Başarı İçin Çevik Yönetim Modeli”ni iş dünyasının lokomotif sektörü sayılan, ancak gelişimi ve dönüşümü diğer tüm sektörlerin ardından nal toplayan inşaat sektöründe uygulanabilirliğini anlatıyor. Çevik Yönetim modelinin aslında yazılım sektöründe geliştirilen bir yöntem olmasına rağmen inşaat ve gayrimenkul sektöründe gerçek yaşamda uygulanabilirliğini, içinde “aşk” teması olmasa bile😊, büyük bir “aşk” ile savunuyor ve ikna edici kanıtlar sunuyor romanında.

Demet, aslında salt inşaat sektöründen bahsetmiyor kitabında. Çok daha karmaşık bir sektörden/yapıdan bahsediyor: “Gayrimenkul Geliştiriciliği” rolüne soyunan hayal ürünü firma Deniz İnşaat ve Yatırım A.Ş.’yi uzun-ince bir dönüşüm yolculuğuna çıkarıyor. Firmanın 2. Nesil vizyoner patroniçe kimliği ile Canan, meraklı planlama mühendisi kimliği ile Tolga, yazılım sektöründen gelen ve çeviklik felsefesine hakim Hakan ve inşaat sektöründe çevikliği meslek yaşamının tek amacı haline getirmiş Buket, romanın ana karakterleri. Tabi ki farklı uzmanlık alanlarından birçok yan karakter de oluşturulan bu kurguya çok iyi hizmet ediyorlar.

Gayrimenkul Geliştirme Sektörünün Gelişimi

Dünya’da son 30-40 yılda ete kemiğe bürünen “Gayrimenkul Geliştirme” sektörü salt üretim odaklı inşaat sektörü olmaktan öte bir kavram. İçinde insanların yaşadığı yani barındığı, çalıştığı, spor yapıp eğlendiği ve bunu hayata geçirirken para kazanma amacı güttüğünüz bir Üst Yapı/Bina İnşaatı. Yani bir alt yapı inşaatı hiç değil, birçok disiplinle entegre bir finansal yatırım aracı.

“Fikir Aşamasından İşletmeye” kadar, fizibilite, tasarım, finansman, inşaat, pazarlama ve işletme dahil çok farklı bilgi alanlarını kapsıyor: Yani oldukça karmaşık ve içinde Geliştirici, Yatırımcı, Tasarımcı, Yapımcı, Finansör, Pazarlamacı, İşletmeci gibi çok sayıda uzman ve paydaşın yer aldığı, birbirinin içine geçmiş bir sistem.

Bu sektöre giriş gibi çıkış da çok zor. Türkiye’de gayrimenkul geliştirme işini ilk başlatan danışmanlık firması Proje Yönetim A.Ş. oldu: 80’li yılların sonuna doğru Ataköy Turizm Merkezi Projesi ile birlikte ilk yatırım fikrini sıra dışı bir girişime dönüştüren Hüseyin Bayraktar’dan bayrağı devraldı ve 30 yılı aşkın bir süre bu yeni sektörü domine etti. Proje Yönetim A.Ş.’nin tarihe kayıt düşen sıra dışı kuruluş hikayesini okumak isterseniz, yine bu blogda yayınlanan yazının linkine tıklayın😊
https://halukdogancay.com/2019/10/16/pupadan-esen-ruzgara-fazla-guvenme/

İş Romanı Kavramı

Demet’in kitabı bir İş Romanı demiştim. İş Romanı da ne? diyeceksiniz mutlaka. İş dünyasını odağına alan ve edebi bir tat sunmanın yanı sıra profesyonel hayata dair derinlikli mesajlar ileten bir edebiyat türü diyebilirim. Dr. Goldratt, “The Goal”/Amaç kitabında bu formatı; “Teorik kitapların aksine, gerçek hayatta karşılaşılabilecek zorlukları bir kurgu içinde sunabildiği ve okuyucunun, hem karakterlerin yaşadığı krizler ve bulduğu çözümler üzerinden pratik dersler çıkarabildiği, hem de soyut bir yönetim stratejisini bir hikaye örgüsü içinde anlatabildiği ve geliştirdiği teorisini çok daha anlaşılır ve ilgiyle okunur hale getireceğine inandığı için” tercih ettiğini ifade ediyor.

Kaldı ki iş hayatı sadece rakamlardan ibaret değil. Bu roman türü; ofis içi çatışmaları, liderlik psikolojisini ve çalışanların duygu süreçlerini işleyerek iş dünyasının insani boyutunu da görünür kılıyor. Kurumsal kültürdeki aksaklıklar, etik dışı uygulamalar veya iş-yaşam dengesi gibi konular, bir kurgu aracılığıyla daha özgürce eleştirilebiliyor ve sorgulanabiliyor.

Özetle başarı hikayeleri veya başarısızlıkların ardından gelen toparlanma süreçleri, girişimciler ve profesyoneller için birer ilham kaynağı oluşturuyor.

Yazarın Kariyeri Üzerinde Yükseldiği Taşıyıcı Kolonlar

Demet de kökeninde benim gibi İTÜ mezunu bir mimar. Tasarımcılığa ya da şantiyeciliğe pek ilgi duymamış ama inşaat sektörüne sıkı sıkıya bağlı bir üretim sektöründe (Çuhadaroğlu Alümünyum A.Ş.) planlamacı olarak mesleğe ilk adımını atmış. Üretimde Kaynak Planlaması/ERP (Enterprise Resource Planning) ve inşaat sektöründe proje yönetimine gönül vermiş, uzmanlığını bu alanda geliştirmiş. Ve iyi ki, 2000’li yıllarda yolu Proje Yönetim A.Ş. ile kesişmiş.

Demet ile yurt içinde ve dışında birlikte önemli projelere imza attık. Süreç içinde şirket yöneticiliği ve ortaklığına ulaşıp ardından kendisine yeni “Amaç/Hedef”ler koydu. Kendini daha da geliştirdi. Sektörün eksik yanlarından biri olan insana odaklanıp, sosyoloji eğitimi aldı. “Kısıtlar Teorisi”ni inşaat sektöründe uygulamak gibi, bu kez de “Çevik Yönetim Modeli”ni inşaat sektöründe uygulamaya, hatta bu yöntem ile inşaat sektörünü sadece Türkiye’de değil, dünyada da dönüştürmeye aday oldu. Yakın zamanda CICA-Dünya Müteahhitler Birliğinin (www.cica.net ) “İnşaat 5.0 Çalışma Grubu” Başkanlığına seçildi.

Yazarın Yaşamındaki Tramolalar

Her ne kadar bir “yelkenci” olmasa da Demet’in bu sıra dışı ve ilham verici yolculuğunu, “Yaşamımdaki Tramolalar” adlı bu blogumda neden paylaştığımı soracaksınız, eminim😊.

“Tramola”, bir denizcilik ve yelkencilik terimi. Hedefi rüzgarın estiği yönde olan bir yelkenli teknenin hedefine ulaşabilmek için gövde ve arma kapasitesine uygun açılarda “Rüzgar Üstüne”, yani “Orsa”ya yaptığı manevraya deniyor. Rüzgar pupadan/arkadan estiği zaman, antik çağdan bu yana kullanılagelen geleneksel yelken formundan yararlanarak kolayca yol alabiliyoruz. Ama rüzgar tam da gitmek istediğimiz yönden esiyorsa, o zaman işimiz biraz zor; Önce flok/cenova dediğimiz görece daha yeni nesil yelken formlarına ve daha da önemlisi “Tramola” dediğimiz manevralara ihtiyacımız oluyor. İşte beni bu bloguma “Yaşamımdaki Tramolalar” adını vermeye yönlendiren de bu metaforik simülasyondan kaynaklanıyor.

Yelkenli tekne ile yolculuklar da tıpkı konut-bina inşaat projeleri gibi, insanlık tarihi kadar eski ve gelişimleri birbirine çok benziyor. Antik çağlarda mekanik güçten yoksun ilkel yelkenli teknelerden sonra, hidrokarbon kullanan deniz taşıtlarının dünyada sosyal ve ekonomik yaşamı radikal biçimde değiştirdiğine, aero-dinamik, hidro-dinamik, elektrik ve elektronik alanlarındaki muazzam bilimsel ve teknolojik gelişmelerin yelkenli teknelere olduğu kadar konut, bina ve özetle gayrimenkul inşaatlarına çok farklı özellikler kazandırmaya başladığına şahit olduk, hala da oluyoruz.   

İnşaat sektöründe 5.0 kavramıyla birlikte 3D-Tasarım Modelleme, BIM-Bina Bilgi Modellemesi, ERP-Kurumsal Kaynak Planlaması, Dronlarla iş takibi, 3D Beton yazıcıları, AI-Yapay Zeka destekli Proje Yönetim yazılımları, IoT-Nesnelerin İnterneti, Giyilebilir Teknolojiler, VR/AR-Yapay Gerçeklik, Robotik İş Makinaları, Otonom inşaat araç-gereçleri, Sürdürülebilirlik, Yeşil Bina, Modüler-Prefabrik vb. başta olmak üzere çok şey değişti ve değişmeye devam ediyor.

Tüm dünyada ve inşaat başta olmak üzere tüm sektörlerde bu değişime hazırlanma ve adaptasyon süreci giderek daha hızlanıyor ve daha fazla önem kazanıyor. Her ne kadar Demet, insanlık tarihi kadar eski ve gelenekselliğine çok bağlı inşaat sektöründe bu çapta bir dönüşüm sürecinin tamamlanması için 500 günü yeterli görse de daha eski kuşak olan ben “yaşayıp görelim😊” diyorum.

Agile/Çevik Yönetime Başlarken Terminolojisine de Aşina Olmak Gerekiyor

Temelinde esneklik, müşteri memnuniyeti, sürekli iyileşme gibi ilkeleri savunan Agile/Çevik Proje Yönetim Felsefesini tarif ederken, karmaşık projeleri küçük ve yönetilebilir parçalara bölerek iteratif/yinelemeli şekilde ilerlemeyi sağlayan çalışma çerçevesine “Scrum” diyoruz. Bu felsefeyi uygulamaya döken belirli rollere “Scrum Master” kimliği veriyoruz. Uygulamada yaptığımız kısa süreli çalışma döngülerine/etkinliklerine “Sprint” diyoruz. Bunların henüz dilimizde tam karşılığı yerleşmemiş maalesef ve Demet de kitabında bunları kullanmak zorunda kalmış. Kitabını da okumaya başlamadan önce terminolojiye biraz aşina olmanızı tavsiye ediyor.   

İnşaat Projeleri Yönetiminin ya da Yelken Seyrinin “Çevikleşmesi”

Geleneksel Proje Yönetimi yaklaşımında, gezi ya da bir limandan diğerine ulaşma amaçlı bir yelken seyrine çıkmayı Proje Yönetiminin “Başlatma” sürecine, seyirden dönüşü ve limana girişi “Bitirme” sürecine, aradaki süreçleri ise Planlama-Yürütme-Denetleme olarak bilinen genel yönetim çevriminin devinimlerine benzetiriz.

Rutin bir yelken seyri, artık geleneksel hale gelen Proje Yönetiminin temel ilkelerinin dışına çıkamazken, bir Yelken Yarışına katıldığımız durumda “Sürdürülebilir-Yüz yüze-Birlikte-Organize-İşi Yapan Ekibi Yetkilendirme-Sürekli ve Hızlı Teslimat-Sürekli Değer Sunma-Sürekli İyileşme” gibi son yılların gelişen yeni iş anlayışlarından Yalın/Çevik Proje Yönetimi ilkeleri de otomatikman bize dayatılır. Mevcut roller süreç içinde değiştirilerek, ekip üyelerinin yaratıcı potansiyeli ortaya çıkarılarak, ortak akılla sürekli gelişme ve öğrenme teşvik edilir, hızlı ve doğru karar alarak yeni fırsatlar yaratılır.

Son Sözler

Demet’in “İnşaat Sektöründe Çevik Dönüşümün 500 Günü” adlı İş Kitabını bir roman sürükleyiciliği ile okutan, okuyucuyu merak içinde bırakan olayların ilmek ilmek hazırlanmış örgüsü kadar, olayların merkezinde yer alan karmaşık karakterlerin iyi-kötü yönleriyle derinlikli analizi, karakterler arasındaki çatışmalar ve düğümler, olayların geçtiği yer ve mekanların kurgu olmasına karşın gerçeğe çok yakın olması. Önerilen bu modelin inşaat ve gayrimenkul sektöründe başarılı olması için verilen 500 Gün termini ise, sektörün geleneksel yapısı ve mevsimselliğini de dikkate alarak hikayenin ritmini ve akışını belirliyor.