Tramola Hazır: Ama Hangi Koşullarda?
12 Eylül 1980 günü 3 aylık oğluma mama almak için sabah evden çıktım. Sokaklarda in cin top oynuyor, tüm dükkanlar kapalı. Eve döndüm. Eşime, “Bugün ya Pazar, ya da ihtilal oldu” dediğimi hatırlıyorum. Radyoyu açtık. Mesut Mertcan Ordunun yönetime el koyma duyurusunu okuyordu. 1960’daki askeri darbe duyurusunu Alparslan Türkeş’in o davudi sesinden dinlediğim için Mesut Mertcan’ın profesyonel üslubu bana daha bir insani gelmişti. O günlerde darbenin haklı gerekçeleri olduğunu düşünüyordum. Zira her gün bir terör olayı ile karşılaşıyorduk. Kısa süre öncesinde evimizin tam karşısında oturan ODTÜ Rektör Yardımcısı Mehmet Kıcıman’ın evine atılan bombanın yarattığı korku ve panikle “bu ülkede yaşanmaz artık” demeye başlamıştım.
Darbe sonrası kamunun ve özel sektörün tüm yatırımları durdu. İnşaat sektörü hedefini yurt dışına kilitledi. O dönem, en kolay erişilen ve Türk firmalarının el üstünde tutulduğu pazar Libya olduğu için, işi bilen bilmeyen, Libya’nın yolunu tutuyordu.
Rüzgar Libya’dan Esiyor…İlk Tramola: İskele Kontra Derne’ye
Yurt dışına gitmeye karar verdim. Petlas Şantiyemdeki konutlarda Filigran Döşeme olarak anılan yeni nesil bir prefabrikasyon sistemini hayata geçiriyorduk. Ayni sistemi Libya’da uygulamak isteyen İsviçreli Losinger-AHF ve Türk ETA firmalarının ortak şirketinin yöneticisi Haluk Kaya beni rüya gibi koşullarla Derne 2000 Konut Proje Yöneticisi olarak Libya’ya davet etti. Proje Yöneticisi tabiri yeni ve korkutucu geldi ilk anda benim için. Ama yıllarca Losinger’in Orta Doğu Müdürü olarak çalışmış olan Haluk Kaya, beni çabuk ikna etti. Hem hayalini kurduğum prefabrikasyon deneyimimi yurt dışında dünya devi Losinger bünyesinde gerçekleştirecektim ve hem de ailemle havuzlu bir villada yaşayacaktım. Libya dönüşü Proje Yönetimi alanında kariyer yapma hedefini kafama o zaman koydum.

Haluk Kaya’nın hayalleri uzay, gerçek Libya çölleri idi. Haluk Kaya’nın, Libya Lideri Kaddafi’nin demir yumruğu altındaki ülkeye giriş-çıkışı bir nedenle yasaklanınca, en yetkili tek şirket temsilcisi olarak 2000 konutluk sözleşmemizi, ellerimle Doğuş İnşaat’a devrettim. Çalışanlarımızın alacaklarını, yepyeni çelik şantiye barakalarımızı STFA’ya satarak ödedim ve İstanbul’a döndüm.
Aslında Libya’ya Türkiye’ye geri dönüş köprülerini yıkarak gitmiştim. Ben Emek İnşaat’taki işimden ve ADMMA’da part-time öğretim görevliliğinden istifa etmiş, eşim çalıştığı mimarlık bürosundan ayrılmış, evimizin eşyalarını bir depoya kaldırmış, eşimi ve yeni doğan çocuğumu Libya’ya götürünceye kadar geçici olarak İstanbul’da anne babama emanet etmiştim. Türkiye 1980 darbesinin etkisiyle, siyasi ve ekonomik olarak bir yıkıntı halindeydi. Rüzgara karşı gitmemiz ve hayata tutunmamız pek mümkün değildi.
Doğru Zamanda Sancak Kontra Tramola: Tripoli’ye..
Artık, ne yapıp edip tekrar yurt dışına kapağı atmalıydık. O yıllarda Türk Müteahhitlerinin yoğun iş yaptığı Libya dışında başka ülke seçeneği yoktu. 70’li yıllarda Libya’da Tripoli Liman inşaatını yapan STFA’dan sonra en büyük inşaat firması Ali Rıza Çarmıklı’nın liderliğini yaptığı Libaş Konsorsiyumu idi. Genel Koordinatör olarak da dönemin en önemli müşavirlik şirketi Seyaş’ın kurucu ortaklarından Esen Bolak’ı transfer etmişlerdi. Bir yandan Türkiye’de Marmara Denizi kıyısında Batıköy 12.000 Konut Projesine, öte yandan Libya’da toplam 5.000 Konut Projesine başlıyorlardı. Esen Bolak ile geçmiş yıllarda Seyaş’a alt-müşavir olarak iş yaparken tanışmış idik. Her iki Projenin tasarımını Seyaş yapıyordu ve o dönem Türkiye’ya yabancı Tünel Kalıp ve Ağır Prefabrikasyon Cephe Panel teknolojileri önerilmişti. Ben hem prefabrikasyon deneyimim, hem Libya’da kısa süre de olsa çalışmış olmam ve hem de Fransızca ve İngilizce bilgimle adaylar arasında öne çıktım ve seçildim. Esen Bolak benden Libya’ya gitmeden önce sistemler hakkında mukayeseli bir rapor istedi. Raporu Yönetim Kuruluna ben sunacaktım. Başkan Ali Rıza Çarmıklı, son derece zeki, dikkatli, mükemmeliyetçi, inşaat sektöründe donanımlı, müthiş karizmatik, ulaşılması zor bir kişi idi. Günümüzün inşaat devi Nurol’un patronları Çarmıklı Kardeşler inşaat sektörüne amcaları Ali Rıza Bey’in yanında taşeron olarak girmişler dersem beni daha iyi anlayacaksınız. Ali Rıza Bey, Rahmetli Süleyman Demirel’in de yakın arkadaşı idi. Toplantıya başlarken kendimi tanıttım. Raporu önüne koyup sunuma başlarken, daha raporun kapağını bile açmadan alıp önüme attı. Tüm Yönetim Kurulu Üyeleri pür dikkat, ağzından çıkacak sözü bekliyordu. “Raporu hazırlayanın ismi ve hazırlanma tarihi yoksa ben bu raporu okumam” dedi. O sırada beklenmedik bir şey oldu. Çocuğu yaşındaki bir genç adam ona “Efendim, zarfı bırakın mazrufa bakın” diye yanıt verdi. Masanın altından tekmelerin bana doğru savrulduğunu hissettim. Rahmetli, bu deli dolu, ama yüksek özgüvenli kişinin cesaretine sanırım hayli şaşırdı. Dikkatle süzdü ve tarttı. Sanırım, kötü bir şey söylese, çıkıp gidecek ve bir daha geri dönmeyecek bir tip çizmiştim. Hiç bozuntuya vermedi. “Bundan sonra buna dikkat edersiniz” deyip, sunumu yapmama müsaade etti. O ilk günkü talihsiz tanışma dışında, Rahmetli Ali Rıza Çarmıklı’nın, bir daha herkese davrandığının aksine bana karşı tek bir olumsuz hitabı olmadı. Libya’da 1500 Konut Projesinin başında iken 2 yönetici arkadaşımla birlikte beni Proje Kar Ortağı olarak taltif etti. Kendisiyle 5 yıllık çalışma hayatım boyunca da beni oğlu gibi sevip, kolladığını hissettim.
Libya’da yeni başladığımız 1500 Konut Projesinde kullanmak üzere Fransız Outinord firmasından 11 set Tünel Kalıp ve Guilloteau firmasından farklı boyutlarda 42 Set Kalıptan oluşan bir Ağır Prefabrikasyon Tesisi satın aldık. Temellerde kullanmak üzere sipariş edilen çelik kalıplar hatalı geldi. Outinord Yöneticisi Lübnan asıllı Selim Şems’in Hristiyan olması nedeniyle Libya’ya girişine müsaade edilmeyince, ben kalkıp Fransa’ya gittim. Fabrika, Belçika sınırına komşu Valenciennes’in St Amand Les Eaux kasabasında idi. Yıl 1982. Gördüklerim karşısında büyülendim. Üretim alanını yukarıdan gören camlı teknik ofislerde tüm tasarım bilgisayar destekli olarak hazırlanıyor, CNC tezgahlarda kesme, delme, bükme, kaynak ve boya işleri robotlar tarafından yapılıyordu. Yaşamımda CAD çizim ve baskısını, CNC tezgahlar ve Faximile cihazlarını ilk kez orada gördüm. 15 gün kaldım o fabrikada. Tüm tasarım ve üretimi teyit edip onayladım. Konteynerlere yüklenmesine nezaret ettim. Bu arada, mimlediğim bir konteynerin içine 2 şişe viski gizleyerek gönderdim. Başarımızı şantiyede kutlarız diye. Şimdi düşünüyorum da ne büyük risk almışım. Fabrika’daki çalışma günlerimden birinde bir Türk meslektaşım ile tanıştırdı Fransızlar. Tesadüfe bakın ki, o Türk, MESA Mesken Sanayi A.Ş.’nin kurucusu Galatasaray Lisesinde benim üst sınıflardan bir ağabeyim olan Aykut Mutlu idi. Outinord ile Tünel Kalıp Teknolojisinin Türkiye’de üretimi için bir lisans anlaşması yapmaya gelmişti. Bugün 45 ülkede 7 milyon konut birimi ürettiği kalıplarla inşa edilen ve başlı başına bir dünya markası haline gelen Mesa İmalat Sanayi A.Ş.’nin kuruluş vizyonuna 1981 yılında tanıklık etmek ve Aykut Ağabey ile tanışmış olmak benim için çok önemlidir. Zamanla o Mesa’dan koptu, Geliştirici ve Yatırımcı oldu. Ben Proje Yönetim A.Ş. ile kendi kanatlarımla uçmaya başladığımda, önce Ankara’da Portakal Çiçeği Vadisi adlı bir Projede başlayan işbirliğimiz, Bursa’da Zafer Plaza AVM ile devam edip İzmir Çeşme’de Port Alaçatı Projesinde ortaklığa kadar gitmiştir.
Bu görev gezisi bana çok büyük vizyon ve farklı bakış açıları kazandırdı. O dönem ve o coğrafyada iş yapan hiçbir Türk Müteahhidinin cesaret edemediği şekilde yeni bir teknoloji ile çalışıyor olsak da bir süre sonra Libya’da mesleki olarak köreleceğimi hissediyordum. İsveçli Skanska, Fransız Dumez’in şantiyelerinde görev yapan yabancı meslektaşlarımla bir araya geldiğimde, bizim için henüz çok yeni olan bilgisayarlarda çizimden, planlamaya, muhasebeden, hakedişe neler yaptıklarını gördükçe daha çok hırslanıyordum. O sırada İstanbul’da bilgisayara çok meraklı Taşıyıcı Sistem Uzmanı İnşaat Mühendisi İrfan Balioğlu (*) ile birlikte çalışan yine İnşaat Mühendisi bir arkadaşımızı şantiyemize aldık. O dönem Genel Koordinatör olarak yeni göreve başlayan DPT kökenli Algan Hacaloğlu’ndan rica ederek, İsviçre’den 20 MB kapasiteli 2 adet CMB Commodore bilgisayar getirttik. Basic diliyle Şantiye’nin ilk muhasebe ve hakediş programlarını o inşaat mühendisi arkadaşımıza yazdırıp kullanmaya başladık. Sanırım, o dönemde ilk kez bir Türk İnşaat firması bilgisayar kullanıyor, Tünel Kalıp ve Prefabrikasyonu Toplu Konut’ta ilk kez deniyordu. Libya koşullarında o dönemde Ankara’daki MKE Genel Müdürlük Binası şantiyemizin sadece kaba inşaat faaliyetleri için dahi olsa, CPM tekniği ile hazırlanmış iş programını önümüze koyan ve her ay güncellemesini yapan bir David Arditi (*) ve Mustafa Pultar (**) gibi desteklerimiz yoktu. Programı işleyebilecek kapasitede ODTÜ’nün devasa bilgisayarı gibi bilgisayarlarımız da yoktu. CPM ve Planlama teknikleri henüz masa üstü bilgisayarlara evrilmemişti ve dolayısıyla mevcut şantiye koşullarında bizim için pek olası görünmüyordu.
(*) İrfan Balioğlu. Balkar A.Ş. Kurucusu Türkiye’de inşa edilen gökdelenlerin neredeyse tamamı onun hazırladığı statik programlar ile yapılmıştır.
(*) Prof. David Arditi 1980’de ABD’ye yerleşti ve Illinois Institute of Technology’de İnşaat Proje Yönetimi alanında dünyaca tanınan bir uzman oldu. Dostluğumuz hep devam etti. Önerdiğim pek çok çalışma arkadaşımı doktora öğrencisi olarak Üniversitesine kabul etti. Kurduğumuz İstanbul Proje Yönetim Derneğinin yıllık kongrelerine iştirak etmekten kaçınmadı.
(**) Prof. Mustafa Pultar, 1986 yılında Türkiye’deki CPM tekniğini kullanarak ilk yerli ve milli yazılım PKTS (Proje Planlama Kontrol ve Takip Sistemi) geliştirdi ve ilk 2 kullanıcısından birisi de Ataköy Turizm Merkezinde ben oldum.
Rüzgar Yön Değiştiriyor..
Kaddafi’nin, Libya’da sonunu hazırlayan olaylar 1985’de başladı. ABD’nin ambargosuna bağlı olarak o da Türk Müteahhitlerini mali yönden sıkıştırmaya başladı. Türk Müteahhitlerini içi arpa dolu ambara küçük bir delikten giren farelere benzetiyordu. Çıkmak için zayıflamanız, içeri girdiğiniz deliğin boyutuna geri gelmelisiniz diyordu. Hakedişleri ödemeyi kesti. Alacaklar birikti. Libyalı Kontrol Amirleri sebep göstermeksizin yaptığımız hiçbir işi kabul etmiyor, tüm şantiyelerde faaliyetleri durduruyor, açıkça şirketin tüm makine ve ekipmanını Libya’da bırakarak çekip gitmesini istiyorlardı. Şirketin Mali İşler Müdürü ile Tripoli Temsilcisi tutuklandı. Ali Rıza Bey’i de dövize dayalı bazı işlemleri gerekçe göstererek Libya’ya girdiğinde tutuklayacakları tehdidinde bulundular. Libya serüveni sona geliyordu. Libya’ya son gidişim ABD’nin Tripoli Havalimanını, İstihbarat Binasını ve Kaddafi’nin Sarayını lazer güdümlü füzelerle bombaladığı gece oldu. Bombalama, bizim uçağımızın alana inmesini izleyen 1 saat sonra başladı. Bizi hemen alandan çıkardılar. Bence Libyalılar da bekliyordu bunu. Şirket lojmanına giderken Sarayın ve Şirket Merkezine çok yakın İstihbarat Binasının bombalanmasını rengarenk ışıklar ve kulak zarlarını yırtan gürültüler eşliğinde canlı yaşadık. Ulaşım ve hiçbir iletişim imkanı olmadan 15 gün Libya’da mahsur kaldım. O günlerde şantiyemizde, yerden 50 mt. yüksekte 5000 Ton kapasiteli bir Su Deposunu hidrolik kayar kalıpla inşa ediyorduk. Kontrol Amiri Abdalla Bilhayr, beton dökümünü sebepsiz yere durdurmak istedi. Kayar kalıpta beton dökümünün durması demek, kalıp ile betonun yapışarak tek parça haline gelmesi demekti. Sabaha karşı, yerden 50 mt. yukarıda Kontrol Amiri ile birbirimize girdik. Aslında beni sevip sayan genç, entelektüel ve devrimci bir Libyalı olan Kontrol Amiri Abdalla Bilhayr, sabah beni odasına davet edip, kendisinin talimatlarına karşı gelirsem, çok üzülerek beni tutuklatmak zorunda kalacağını, bu nedenle ailemi de alarak Türkiye’ye dönmemin benim için daha iyi olacağı söyledi. Daha fazla direnmenin yararı olmayacağını düşünüp, Şirketimden izin istedim.
Farklı Bir Yöne Yelken Açmadan Önce Hazırlık Şart..
İstanbul’da ziyaret ettiğim Ali Rıza Bey’den şirketten alacaklarımı bana nakit olarak vermemesini, bunun yerine beni Londra’da Urwick Management Center’da Proje Yönetimi eğitimine göndermesini rica ettim. Amacım, hem bu kaotik günlerde olaylı bölgeden uzaklaşmak, hem de yabancı mühendislerde görüp hayal ettiğim bir alanda kendimi geliştirmekti.
Hazırlık ve Güç Toplama: Londra’da Proje Yönetimi Eğitimi
Gönderdi sağ olsun. O dönem döviz transferlerinde bir sıkıntı vardı, ama o eksik olmasın İsviçre’deki hesabından gönderdi. Proje Yönetimi o yıllarda Avrupa’da bile henüz yeni yeni anlaşılan bir bilim ve uzmanlık alanı idi. Çoğu İngiltere’nin ve Kuzey Avrupa ülkelerinin en büyük müteahhitlik ve müşavirlik kuruluşların yöneticileri olan toplam 12 kişi muhteşem bir eğitim aldık. Beni bugünlere taşıyan vizyon, görgü ve göreneğimi o eğitimde edindim, diyebilirim. Proje ve iş geliştirme, pazarlama, stratejik planlama, proje finansmanı, risk yönetimi, çağdaş bilgi teknolojileri ile hep orada tanıştım. Ardından İstanbul Üniversitesi İşletme İktisadı Enstitüsünde de 6 aylık bir eğitim daha aldım, pekiştirmek için. Eğitimlerimi tamamladım. Öğrendiklerimi temel alarak Şirketim için bir Reorganizasyon Kılavuzu hazırlayıp, Ali Rıza Bey’e sundum. Elmaların çoğunu ayni sepete koyan, yani yatırımlarının çoğunu Libya’ya yapan Ali Rıza Bey En Çok Vergi Veren İşadamı Listesinde 1. Sıradan düşmüş, 1 yıl içinde hacizlerle boğuşma noktasına gelmişti. Re-organizasyon düşünecek ve uygulayacak durumda değildi. “Seni azat ediyorum” dedi. Ben de “Efendim, durumlar düzelince, çağırdığınızda iki elim kanda olsa gelirim” deyip ayrıldım.
2 yıl sonra çağırdı. Ama Ataköy Turizm Merkezinde rüya gibi bir Projenin tam ortasında her şeyi yarıda bırakıp geri dönemedim. Sözümü tutamadığım için hala üzülürüm. Ama yıllar sonra Proje Yönetim A.Ş.’yi kurduğumda dersini verdi. Şirketten tanıdığım bir arkadaşımı Proje Müdürü olarak işe almıştım. “Haluk ne zaman büyüdü de benden adam çalacak duruma geldi?” deyip verdiğimiz ücretin 2 katını verip arkadaşımı geri çağırdı. Ben yeni bir kuruluş olarak ilk büyük işimde İşverenime karşı çok mahcup oldum ama Ali Rıza Bey, onun cezasını farklı şekilde kesti.