Giriş

İlk bölümde bahsettiğim gibi, Sicilya seyahatimizin odaklandığı ana bölgeler Palermo, Trapani, Catania ve Sirakuza ve yakın çevresindeki antik şehirler, anıtsal nitelikli UNESCO Kültürel Miras Listesindeki yapılar oldu. 5 günde ancak, neredeyse tamamı bir Açık Hava Müzesi sayılabilecek adanın Doğu ve Kuzeyinde kitle turizmine açılan pek az bir bölümünü gezebildik.

Sicilya’nın Tarihi Kültürel Miras Noktaları

Özellikle Orta Çağ Tarihine meraklı bir gezgin olmama rağmen bu kadar kısa sürede bu kadar bilgiyi hazmetmenin güçlüğünü tarif edemem. Seyahat dönüşü, hemen notlarımı elden geçirdim. Destekleyici bir araştırma ile eksik ve hatalarımı giderdim. Blogumu okuma inceliği gösterecek ve yorumlarını iletecek dostlarıma minnettar kalacağım. Bu bölümden sonra, Sicilya’yı popüler turlar dışında kapsamlı gezmek ve Sicilya’yı daha iyi anlamak üzere sadece konum linklerini verdiğim; Sicilya’nın Gastronomi Odaklı Sosyo-Kültürel Mirası ve Keşfedilmeyi Bekleyen Gizli Kalmış Mücevherleri (III) adlı bir bölüm daha ekledim. 

Palermo Çevresi

Palermo’da kentin hemen doğusunda kıyıda Normanlar döneminde inşa edilmiş bir gözetleme ve savunma kulesine kartal yuvası gibi 100 mt. yukarıdan bakan Torre Normanna Hotel’de kaldık. (https://torrenormanna.it/en/hotel-on-the-sea)

Torre Normana Denizden

Fenikeliler tarafından MÖ734 yılında önce Sis (Çiçek) adıyla kolonileştirilen ve sonrasında Kartacalılar ve Antik Yunanlılar tarafından Panormus (Büyük Liman) dönüştürülen bir yerleşim alanı Palermo. Yüzyıllar içinde Roma ve Bizans’ın bir parçası olan kent, ardından Araplar, Normanlar ve Sicilya Krallıklarının başkenti olmuş. Şimdi yine özerk Sicilya’nın başkenti konumunda ama bir ayrıntıyı hatırlatmalıyım. Palermo, ayni zamanda benim yaş kuşağımdakiler için Galatasaraylı Metin Oktay’ın İtalya Liginde oynadığı takımın şehri. 

Palermo’daki ilk durağımız, ünlü “Godfather” filminin final sahnesinin çekildiği, Viyana ve Paris’ten sonra İtalya’nın en büyük opera binası olan Teatro Massimo oldu.

Teatro Massimo/Palermo Merkezi
Teatro Massima Büyük Salon İç Görünümü

Ardından, Piazza Vigliana’yı oluşturan, 4 yol ve 4 binanın 4 mevsimi ve 4 kralı resmettiği, oktagon şekilli, barok mimari özellikli “Quatro Canti”’nin tarihçesini Rehberimiz Şenay Hanımdan dinledik. Meydanın köşelerinde bulunan Rudini ve Costantino saraylarının her birinde süslemeler üç katta meydana geliyor. Dorik tarzda yapılmış olan ilk katlarda, dört mevsimi simgelemek üzere, Roma mitolojisinden dört tanrı(ça)nın heykelleri yer alıyor; Aeolus (Aiolos), Venüs (Afrodit), Ceres (Demeter) ve Bacchus (Dionisos). Bir üst katta, İyonik tarzda yapılmış dört tane kral heykeli, en üst katta ise Palermo’nun dört bölgesinin koruyucusu kabul edilen dört Azize (Santa Oliva, Santa Cristina, Santa Agata and Santa Ninfa) heykeli bulunuyor.

Quatro Canti Sarayları

Meydanın diğer bir köşesinde, 1612-1645 yılları arasında yapılmış olan San Giuseppe dei Teatini Bazilikası yer alıyor.

San Guiseppe dei Teatini Bazilikası

Palermo Katedrali (Cattedrale della Santa Vergine Maria Assunta) Sicilya’nın karmaşık ve büyüleyici tarihini tek bir yapıda özetleyen, adanın en ikonik sembollerinden biri.

Palermo Katedrali Cephe Görünüşü

2015 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilen yapı, yüzyıllar boyunca şehre hakim olan farklı kültürlerin (Bizans, Arap, Norman, İspanyol) izlerini taşıyor. Bu yüzden tek bir üsluptan ziyade; Norman, Gotik, Barok ve Neoklasik tarzların bir karışımından oluşuyor. Yapı ilk olarak 6. Yüzyılda bir Bizans kilisesi olarak inşa ediliyor. 9. Yüzyılda Arapların fethiyle Ulucami’ye dönüşüyor. 12. Yüzyılda Normanlar binayı tekrar katedrale dönüştürüyor ve II. Roger önemli hükümdar lahitlerini ve Palermo’nun koruyucu azizesi Santa Rosalia’nın gümüş röliklerini buraya yerleştiriyor.

Palermo Katedrali Detaylar
Palermo Katedrali Giriş Detayı

Katedralin kubbesine açılan ve antik bir güneş saati (gnomon) oluşturmaya olanak veren küçük bir delikten giren güneş ışığı, tabandaki 21 metrelik pirinç bir çizgi üzerine yansıyarak saati, mevsimleri ve yıldızları gösteriyor. 1801 yılında ünlü astronom Giuseppe Piazzi tarafından tasarlanan bu sistem, güneşin konumunu göstererek mevsimleri ve zodyak (burç) yıldızlarını temsil ediyor. Her gün yerel saate göre tam güneş öğle vaktindeyken, delikten süzülen güneş ışığı mermer zemine düşüyor. Işık huzmesi, yılın hangi döneminde olduğuna göre pirinç çizgi üzerinde farklı bir noktaya denk geliyor. Pirinç çizginin hemen yanında renkli mermerlerden yapılmış olan zodyak takımyıldızları (burçlar) yer alıyor. Işık ışını, yaz gündönümünde yengeç burcuna, kış gündönümünde ise oğlak burcuna isabet ediyor.

Palermo Katedrali Güneş Saati Zemindeki Pirinç Çizgi
Palermo Katedrali Gnomon Güneş Saati Kubbe Işık Deliği
Palermo Katedrali İç Mekan
Palermo Katedrali Tavan Detayı

Quattro Canti’nin binalarını ve Palermo Katedralini inceledikten ve La Lapa’da Apero Spritz’imizi tadıp hızla bir portakallı pizza yedikten sonra çok yakınındaki Piazza Pretoria‘ya gittik. Ortasında büyük bir çeşme olan bu meydanın bir zamanlar halk arasındaki ismi Piazza della Vergogna (Utanç Meydanı) imiş. Buna sebep de, 1500’lerin ortasında tasarlanmış olan çeşmenin etrafındaki otuzdan fazla çıplak ya da yarı çıplak mitolojik peri, yarı-tanrı ve tanrı heykelleri olması imiş.

Piazza Pretoria/Piazza della Vergogna (nam-ı diğer Utanç Meydanı)

Monreale Katedrali, Palermo’nun yaklaşık 5 km. kuzeyinde denizden 310 mt. yükseklikteki eski bir Arap köyü olan (Monte Reale) Monreale’de 1172 yılında Norman Kralı II. William (Guglielmo) tarafından gördüğü bir rüyanın etkisiyle inşa edilmiş. Norman, Arap ve Bizans mimarisinden etkiler var. Müthiş mozaikler ve freskler, varak ve toz tekniği ile Bizans Constantinople’dan getirilen ustalar tarafından 2.200 kg. altınla bezenmiş. 6.500 metrekarelik bir alanı kaplayan mozaikler, İncil hikayelerini canlandıran detaylı ve renkli sahnelerle süslenmiş. Apsis ve tavandaki altın işlemeler, Bizans tekniği ile yapılmış ve Bizans sanatının en iyi örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Bu teknikte derinlik yok ve ağırlıklı olarak altın varak ve toz kullanılıyor. Sağ tarafı “İsa’dan Önce”, Sol tarafı “İsa’dan Sonra”yı temsil ediyor.

Gezimizin 2. Günü kıyı yollarını kullanarak Palermo’nun Batısına Trapani’ye doğru uzandık. Önce yerli kavim Elym’lerin önemli bir şehri olan ve Antik Roma Segesta Antik kentinin limanı olarak kullanıldığı için Emporium Segestanorum (Segesta’nın Akdenize Açılan Kapısı) olarak adlandırılan, sonra da 9. yüzyılda bölgeyi ele geçiren Araplar tarafından limandan yukarıya çıkan dik sokaklarına atıfla “Al Madarig” (Basamaklar) diye adlandırılan ve nihayet günümüzde kullanılan adıyla “Körfezdeki Deniz Kalesi” anlamına gelen Castelammare del Golfo’yu ziyaret ettik.

Kent, Antik çağdan günümüze kadar stratejik limanı sayesinde önemini korumuş. MS1072’de Normanlar Sicilya’yı fethettiğinde Castellammare önemli bir askerî üs hâline gelmiş. Arapların yaptığı kale büyütülmüş, surlar ve kuleler eklenmiş ve liman ticari açıdan geliştirilmiş. 13. ve 14. yüzyıllarda Fransız Capet Hanedanının alt kolu Anjou ile İspanyol Aragon hanedanları arasındaki mücadelelerde kale sık sık el değiştirmiş. Sonraki yüzyıllarda yapılan tahkimatlar genişletilmiş ve şehir Batı Sicilya’nın önemli tahıl ve balıkçılık merkezlerinden biri olmuş.

Castelammare del Golfo – Tepeden Şehre, Kaleye ve Limana Bakış
Castelammare ile Karıştırılan Agrigento’daki Scala dei Turchi (Türk Merdivenleri)

Sicilya’yı ziyaret edenlerin Castelammare’nin Arapça adı “Al Madarik” ile çok karıştırdığı bir başka Merdiven hikayesi Scala dei Turchi (Türk Merdivenleri) adlı ünlü beyaz kayalık oluşum. Burası Sicilya’nın güney kıyısında, Realmonte yakınlarında, Agrigento ilinde bulunuyor. Kayalıklar deniz ve rüzgârın aşındırmasıyla oluşmuş parlak beyaz marn tabakalarından meydana geliyor ve dev bir merdiveni andırıyor. Yerel inanışa göre, Orta Çağ ve erken modern dönemde Sarazen/Arap-Berberi korsanlarının ve Müslüman akıncıların bu korunaklı koyda karaya çıkıp kayalığın doğal basamaklarını kullanarak iç kesimlere ilerlemelerine dayanıyor. Her ne kadar Türkler ya da Osmanlı gemicileri Sicilya’yı hiç fethedememiş olsa da Sicilyalılar bu akıncıları genellikle topluca “Türkler” olarak adlandırdığından yerin adı “Scala dei Turchi” olarak kalmış.

Castelammare’den ayrılıp deniz seviyesinden deniz seviyesinden yaklaşık 750 metre yüksekte, günümüzde Orta Çağ dokusunu büyük ölçüde korumuş, etkileyici bir tepe kasabası olan Erice’ye ulaşıyoruz. Erice; antik dönemdeki adıyla “Eryx” Sicilya’nın yerli halklarından olan Elymler tarafından kurulmuş önemli bir dini merkezmiş. Elymlerin siyasi merkezi Segesta olmakla birlikte, Erice’nin Batı Sicilya’daki stratejik konumu nedeniyle önce Fenikeliler ve daha sonra Kartacalılar bölgeye hâkim oluyor ve kenti güçlü surlarla çevirerek Akdeniz’in önemli kalelerinden biri haline getiriyor. Günümüzde görülen bazı surların temelleri bu döneme kadar uzanıyor. Romalıların Venüs, Fenikelilerin Astarte ve Yunanlıların Afrodit olarak adlandırdıkları Tapınak yapısı Erice’nin ününün ana nedeni. Roma’nın Sicilya’yı ele geçirmesinden sonra dahi Erice önemini koruyor. Kent daha sonra Bizans, Arap ve Norman dönemlerini yaşıyor. 11. Yüzyılda Normanlar bölgeyi fethederek eski tapınağın bulunduğu noktaya ünlü Venüs Kalesi’ni (Castello di Venere) inşa ediyorlar. Orta Çağ boyunca kasabanın adı Monte San Giuliano olarak kullanılıyor. 1934’te yeniden Erice adını alıyor.

Erice’nin Giriş Aksı ve Dar Sokakları
Erice’nin Önemli Noktaları
Erice Katedrali
Erice’den Trapani ve Akdeniz Manzarası
Erice Kilisesi Girişi
Erice Kilisesi İç Mekan

Kent adeta bir balkon gibi, muhteşem manzarası ile Trapani kıyılarındaki Tuzlalara (*) ve Egadi Adalarına bakar. Dar sokakları, avluları, kiliseleri ve taş evleri ile adeta zamanda donmuş gibidir. Castello di Venere, Duomo di Erice, Balio Gardens, Elym ve Kartaca dönemlerinden kalan surlar kentin öne çıkan yapıları arasında sayılıyor. Erice, Sicilya’nın ünlü bademli ve kremalı pastacılık geleneğiyle tanınıyor. Özellikle “Genovesi Ericine” adı verilen kremalı tatlılar ziyaretçilerin en çok aradığı tatlılar arasında.

(*) Erice’den dönüş yolunda Trapani’de denizde oluşturulan lagünlerdeki antik çağın en önemli maddelerinden biri olan “Tuz” üretim tesislerini görüyoruz. Palermo’ya, otelimize dönerken Marsala çevresinde Sicilya’nın dünyaca ünlü sek ve tatlı fortifiye şaraplarının üretildiği üzüm bağlarından geçiyor ve Rehberimiz Şenay Hanımdan Türkiye’den bu bölgeye her yıl Şarap Tadım Turları düzenlediğini öğreniyoruz.

Seyahatimizin 3. Günü, Catania’ya dönüş yolu üzerinde, tarihte Palermo ve Messina arasındaki deniz ticaret yollarını kontrol eden kritik bir üs olarak da bilinen Cefalu’ya giriyoruz.Fırsat bulursak biraz da Tiren denizinin berrak sularında serinleyeceğiz. Cefalù (*), Akdeniz havzasındaki medeniyetler geçidinin somut bir örneği. Şehir, Yunan ve Roma dönemlerine ait antik kalıntıları, Arap egemenliğindeki dönemin izlerini ve Norman mimarisini bir arada barındıran eşsiz bir mücevher.

(*) Yunanca kökenli bir isim olan Cefalù, adını arkasında yükselen “La Rocca” kayasından (Yunanca Kefale, Baş/Kafa) alıyor.

Cefalu’ya tepeden bakan “La Rocca”, deniz seviyesinden 268 metre yüksekliğe sahip devasa bir kayalık. Şehrin simgesi olan bu kayanın zirvesinde, MÖ 5. Yüzyıldan kalma bir kale ile antik Diana Tapınağı kalıntıları yer alıyor ve nefes kesici panoramik bir manzara sunuyor.

La Rocca’nın hemen eteklerinde Norman Kralı II. Roger tarafından inşa ettirilen Cefalu Katedrali’nin ilginç bir hikayesi var. Kral’ın Sicilya’ya gelirken ölümcül bir deniz fırtınasından sağ kurtulup tam kıyıya ayak bastığı yerde Kutsal Kurtarıcıya adadığı bir adak olarak 1131 yılında inşa edilmeye başlanmış. Katedralin ikiz kulesi ve sivri uçları, arkasındaki kaya kütlesi ile birleşerek denizde uzaktan heybetli ve devasa bir orta çağ kalesi izlenimi veriyor. Bu optik yanılsama, o dönemde bölgeye hükmeden Normanların kudretini yansıtmak amacıyla bilinçli olarak tasarlanmış. İnşaatta Norman, Arap ve Bizanslı ustalar bir arada çalışmış. Ön cephedeki taş işçiliğinde belirgin Arap mimarisi etkileri ve mimaride bazı İslam cami unsurlarının izleri görülüyor. İç kısımdaki apsis bölümü, dönemin Bizans ustaları tarafından yapılan altın varaklı mozaiklerle süslenmiş. Merkezdeki İsa Pantokrator (Evrenin Efendisi) mozaiği, Orta Çağ sanatının en iyi örneklerinden biri kabul ediliyor.

Cefalu Katedrali Cepheden Görünüm
Cefalu Katedrali Giriş Detayı
Cefalu Katedrali İç Mekan ve Pantokrator İsa Tasviri
Cefalu Katedrali İç Mekan Detayı

Cefalù Normanlar döneminde piskoposluk merkezi ilan edilmiş ve adanın Hristiyanlaştırılmasında ve kültürel merkez haline gelmesinde önemli rol oynamış. Kral II. Roger kendi mezarını ve eşinin lahitini bu katedralde muhafaza etmeyi seçmiş. Günümüzde tarih kokan sokakları ve korunan orta çağ silueti ile Cefalù, Sicilya’nın kültürel hafızasını yansıtan en önemli tarihi merkezlerden biri kabul ediliyor.

Cefalu Sahili (La Rocca’nın etekleri)
Cefalu Limanı ve Plajı
Cefalu’nun Dar Sokakları

Cefalu, antik çağlarda çamaşırhane olarak kullanılan ve denize 40-50 mt. mesafede kaynayan  bir yeraltı su kaynağına sahip.

Cefalu Antik Çamaşırhanesi (Lavatoio)
Cefalu Orta-Çağ Ortak Çamaşırhane Detayı

Cefalu’dan sonra Doğu’ya Messina yönüne değil, Güney’e 2. Konaklama yerimiz olan Catania’ya giden otoyola saptık. Etna eteklerinde Zafferano’da bir ormanın içinde yer alan otelimiz Airone Wellness Hotel’in https://maps.app.goo.gl/rasYcE5vsaZpPxdr6?g_st=iw  beklentilerimizin üzerinde olduğunu itiraf etmeliyim.

Catania’daki Otelimiz Airone Wellness
Etna Yamaçlarındaki Airone Wellness Hotel Terasından İyon Denizi

Sicilya’nın en büyük ikinci şehri olan “Catania”, enerjisi yüksek bir kent ve tarihi yerler ile doğal güzelliklerin cazip bir karışımını sunuyor. İyon Denizi kıyısında yer almakla birlikte Etna Yanardağı’nın eteklerine yayılan şehir, çarpıcı barok binalara, canlı pazarlara ve geleneksel mutfağına yansıyan zengin bir kültürel mirasa sahip. Şehir, 1693 yılında geçirdiği depremle tetiklenen Etna’nın lavlarıyla harap olan şehirde neredeyse tüm yapılar, Barok Mimarisi ile yeniden inşa edilmiş. Şehrin önemli dini yapılarını ve Piazza del Duomo, Piazza Universita ve Piazza Bellini gibi meydanları birbirine bağlayan ihtişamlı caddenin adı: Via Etnea.

Piazza del Duoma’da Katedrali
Chiesa di Sant’Agatha Kilisesi

Chiesa di Sant’Agatha Kilisesi

Fontana del’Amenano (Catania’nın Mitolojik Kökenli Yeraltı Nehri)
Catania’nın Ara Sokakları

Catania’nın kalbi, Aziz Agatha’ya atfedilen çarpıcı Katedralin olduğu Piazza del Duomo’da atıyor. Meydanın en önemli simgelerinden biri de 1735 yılında bazalttan yapılmış ve Catania’nın koruyucu güç sembolü haline gelmiş olan bir fil heykeli: “Fontana dell’Elefante” (Fil Çeşmesi). “Sicilya’da Fil: Ne Alaka?” dediğinizi duyar gibiyim. Fil simgesi ile ilgili yüzyıllara dayanan pek çok söylenti var ama benim kişisel tahminim, Kartaca’lıların fillerle güçlendirdiği ordularının Romalıları bir kaç kez yenmiş olmasıyla ilişkili olmalı.

Catania Piazza del Duomo ve Fontana dell’Elephante

Bir başka Santa Agatha Kilisesi (Chiesa della Badia di Sant’Agata) önemli bir dini yapı ve Duomo’nun hemen yanında şehrin en simge yapılarından birini oluşturuyor. Kilise, antik Roma dönemine ait Akhilleios hamamlarının hemen üzerine depremden sonra Barok mimari ile yeniden inşa edilmiş. Piazza del Duomo’nun hemen bir sokak arkasındaki Benedikt Manastırı (Chiesa di San Benedetto) ise, UNESCO Listesindeki Avrupa’nın en büyük manastırları arasında yer alıyor ve Sicilya Barok mimarisinin olağanüstü bir örneğini oluşturuyor.

La Pescheria, Catania’nın tarihi balık pazarı şehir merkezinde hem yerel halkı hem de turistleri çeken canlı ve ikonik bir yer imiş. Balık kokuları ve balıkçıların açık artırmalardaki satma seslerinin biraz aşırıya kaçtığı söyleniyor. Sabah erken saatlerde açılıp gün kararmadan kapandığı için biz yetişip göremedik. Stok görüntüler ile merakınızı gidereyim.

La Pescheria/Catania Balık Pazarı

Catania’daki gezimizin serbest zamanında ise ünlü Etna Rosso DOC (Denominazione di Origine Controllata) şarap stokumuzu Via Etnea üzerindeki Barrique Bistro’dan sıkı bir pazarlıkla tamamladım. Pazarlığımın temel unsuru, bizim Kula Yanık Şehir Şaraplarının müthiş şarabı Nerello Mascalese’yi iyi tanımamdı.

Barrique Bistro’nun Etna Rosso DOC Ürünü

Akşam yemeğimizi Piazza Universita’nın arka sokağındaki Trattoria Antica Sicilia’da aldık. Ben sipariş ettiğim “Deniz Mahsullü Pizza”’dan, eşim de “Pasta alla Norma”dan pek memnun kaldık.

Trattoria Antica Sicilia

Etna Yanardağı, Sicilya’nın en ikonik simgesi ve Avrupa’nın en yüksek aktif yanardağı. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan bu doğa harikası, siyah volkanik kraterleri, lav tünelleri ve eşsiz manzaraları ile Sicilya’da kesinlikle görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Otelimiz hemen Etna’nın yamaçlarında denizden 750 mt. yüksekte olduğu için Etna’ya ulaşımımız oldukça kolay oldu.  

Yol boyunca geçmiş yüzyıllar önce akan lavlar ve içindeki zengin minerallerin yarattığı tarıma elverişli topraklar müthiş bir flora oluşturmuş. Bizimki gibi standart tur araçlarıyla 1.900-2.000 mt.’ye, Rifugio Sapienze bölgesindeki Silvestri Kraterine kadar çıkılabiliyor. 2.500 Mt.’ye kadar teleferikle, 3.000 mt.’ye 4×4 arazi araçlarıyla, tam zirveye ise özel izin ve ekipmanla, uygun mevsimde rehberli dağcı yürüyüşü ile çıkmak mümkün oluyormuş. Yanardağın zirvesi genellikle karla kaplı.

Zirveye Daha Çok Var: 1900 mt.’deyiz!

Etna Yanardağı, 16. ve 17. yüzyıllarda son derece şiddetli ve volkanik patlamalarla dolu iki yüzyıl geçirmiş. Bu dönemde çok sayıda köyü yok eden ve Catania şehrinin şeklini değiştiren büyük lav akıntılarına sahne olmuş. 1646-1647 patlamaları çevredeki yerleşim yerlerinde ağır yıkımlara yol açmış, 1651-1653 patlamaları Bronte yerleşimini kısmen yok etmiş, 1669’da tarihin kaydedilen en büyük ve en yıkıcı patlama olmuş, onlarca köyü yok etmiş, Catania surlarını aşarak şehre ulaşmış ve denize dökülmüş.1693 yılında Val di Noto bölgesinde meydana gelen şiddetli bir deprem Etna’yı da tetiklemiş ve toplamda bölgede 60.000’den fazla insan hayatını kaybetmiş.        

Rifugio Sapienze Bölgesi: Silvestri Krateri

Sicilya’nın biraz daha doğusunda, Messina Boğazına girişte 350 mt.lik bir tepe üzerinde yer alan tarihi “Savoca Köyü”, bozulmamış orta çağ dokusu ve efsanevi Baba (The Godfather) filminin izleriyle ünlü. Köyde mutlaka görülmesi gereken en önemli cazibe merkezlerinden birisi: “Bar Vitelli”. Köy meydanında bulunan, filmde Michael Corleone’nin karısının babasından onunla evlenmek için izin istediği tarihi bir mekan. Oturmak ve fotoğraf çekmek için uzun süre sıra beklediğimiz mekanın terasında serinlerken nefis bir “Limon Granita” yudumlayabildik. Köyün görmeye değer bir başka mekanı Chiesa di Santa Lucia. Kilise restorasyonda olduğu için tepesindeki nefes kesen vadi ve İyon Denizi manzarası sunan manzara izleme noktasına çıkamadık.

Savoca Köyünden İyon Denizi ve Vadi
Savoca Köyü/Chiesa di San Michele
Savoca Bar Vitelli
Bar Vitelli: Godfather Anıları ve Film Seti Anıları

Bir sonraki durağımız “Taormina” oldu. Bu ünlü antik tepe kasabası bugün Giardini Naxos Beach adı verilen noktada MÖ734 yılında Chalkis şehir devletinin bir kolonisi olarak kurulmuş. Naxos, MÖ403 yılında Siraküzalı despot yönetici I. Dionysius tarafından yıkılınca hayatta kalanların bir kısmı daha savunulabilir bir noktaya, bugünkü Taormina’nın bulunduğu tepeye yerleşmiş. Bu yerleşim Antik Yunanca “Tauromenion” adıyla anılmaya başlamış. Şehir daha sonra Yunan dönemini, Roma egemenliğini, Bizans yönetimini, Arap ve Norman dönemlerini yaşamış ve her dönemin mimarisi kasabanın kültüründe bir iz bırakmış. En belirgin Yunan mirası, bugün hala ayakta olan Ancient Theatre of Taormina. Bu tiyatro Yunan kökenli ama Roma döneminde genişletilip değiştirilmiş. Etna manzarasıyla Akdeniz’in en etkileyici antik tiyatrolarından biri kabul ediliyor.

Taormina Antik Yunan Tiyatrosu

Sicilya’yı ziyaret eden herkesin mutlaka görmek istediği bu kasaba, dünya jet sosyetesinin ve Hollywood yıldızlarının gözde mekanlarından biri. Şehre özel araçla değil devasa otopark yapısından elektrikli özel otobüslerle çıkılıyor. Sosyete düğünleri buradaki kiliselerde yapılıyor. San Domenico Palace Four Seasons’daki balayı süitlerinin gecelik fiyatı 10.000-15.000 USD arasında. Ünlü film yıldızları Elizabeth Taylor ve Richard Burton’un bir zamanlar burada oturuyormuş. Kasabanın “Porta Messina” ve “Porta Catania” kapılarını birbirine bağlayan ünlü Corso Umberto caddesi dünyaca ünlü markalara ev sahipliği yapıyor. Tabii, fiyatlar her şeyde Sicilya’nın neredeyse iki katı.

Taormina Corso Umberto
Taormina Duomo Meydanı
Taormina Kasaba Meydanı

Ve nihayet gezimizin son günü Siraküza’dayız; Sadece Sicilya’da değil, Avrupa’da da çağının siyaset, bilim ve ticarette en güçlü şehirlerinden biri olan, ancak 1693 Depreminde büyük yıkıma uğrayarak felaketin ardından 17. Yüzyılda bu kez barok tarzında yeniden inşa edilen (ünlü matematikçi, filozof, fizikçi ve astronom Arşimed’in şehri) Siraküza’da. Şehrin tarihi merkezi ana karaya 3 köprü ile bağlı ve çepeçevre devasa taş surlarla müthiş korunaklı Ortigia Adası (Isola di Ortigia).

Siraküza’nın Tarihi Merkezi: Ortigia Adası

Siraküza MÖ734’te Antik Yunan şehir devleti Korint’liler tarafından kurulmuş bir koloni olarak ortaya çıkmış. MÖ5. Yüzyıldan itibaren gelişmeye başlamış, MÖ4. Yüzyılda tiran I.Dionysius’un idaresinde büyük refah dönemi yaşamış ve Sicilya’nın büyük bölümü ile Güney İtalya’da geniş alanları kontrol eden bir konuma gelmiş. Ancak, Korintlilerin tüm desteğine rağmen Atinalılar, Kartacalılar ve Romalıların saldırı ve şehri istila girişimleri ile baş etmek zorunda kalmış. Nihayet, MÖ212 yılında Romalıların uzun kuşatmasına karşı koyamayarak teslim olmuş ve komutan Marcus Claudius Marcellus tarafından yağmalanarak Roma hakimiyetine geçmiş. Bu kuşatma sırasında Meşhur Eureka sözü ile hamamdan yarı çıplak fırlayarak suyun kaldırma kuvvetini bulduğunu haykıran Arşimed’in, Roma donanmasını yakmak için efsanevi bir Ayna Sistemi kullandığı iddia ediliyor. Sistemin temel mantığı, çok sayıda bronz veya bakır aynanın (veya tek bir dev parabolik aynanın) güneş ışığını tek bir noktada toplayarak ve aynanın güneşin hareketine göre açının değiştirilerek düşman gemilerini ateşe vermesine dayandığı söylense de bugün pek inandırıcı bulunmuyor. Arşimed’in ölümü, şehrin teslim alınmasını izleyen günlerde Romalı komutanın tüm talimatlarına rağmen Romalı bir askerin elinden oluyor. Arşimed’in son sözü: “Dairelerimi bozma!” oluyor.

Arşimed’in Temsili Parabolik Ayna Sistemi
Siraküza Meydanı: Arethusa Çeşmesi
Siraküza Katedrali
Siraküza Sahilinde Yüzeye Ulaşan Yeraltı Tatlı Su Kaynağı

Siraküza Katedrali (Duomo di Siracusa) 7. Yüzyılda eski bir Yunan Dor/Athena tapınağının yerine inşa edilmiş bir Roma Katolik katedrali olup Pantalica Nekropolü ile birlikte UNESCO Dünya Miras Listesine girmiş bir eser.

Ortigia Ada Çevresinde Tekne Turundan: Arka Plan Şehir Surları

Ortigia Adasının üstünde yükseldiği karstik kayalık yapı tekne gezimizin en heyecanlı anlarını yaşadığımız mağaralardan oluşuyor.

Ortigia Adası Grotto/Mağara Ziyareti
Tur Arkadaşlarımız/Gezgin Ruhların Son Karesi

Ortigia Adası‘nda Duomo di Siracusa’da bulunan Arethusa Çeşmesi Yunan mitolojisindeki Arethusa ve Alpheus‘un ölümsüz aşk efsanesine (*) ev sahipliği yapıyor. Deniz tanrısı Alpheus’un, aşkına karşılık vermeyen su perisi Arethusa’yı kovalamasıyla başlayan bu hikaye, antik çağlardan beri Siraküza şehrinin sembolü olmuş. Günümüzde “Arethusa Çeşmesi” adı, Ortigia’daki bir tatlı su kaynağından geliyor. Kaynağı, limanı karşı yakasındaki Ciane Nehri’ni de besleyen Siraküza’daki su tablasının çıkış noktalarından biri. Günümüzde, deniz kıyısındaki tatlı su kaynağının kendine özgü özellikleri, gür papirüslerin varlığı ve suda yüzen sevimli ördekler sayesinde tarihi ve turistik bir ilgi odağı haline gelmiş.

(*) Günümüzde “Arethusa Çeşmesi” adı, Ortigia’daki bu tatlı su kaynağından gelir. Kaynağı, limanın karşı yakasındaki Ciane Nehri’ni de besleyen Siraküza’daki su tablasının çıkış noktalarından biridir.

https://www.youtube.com/watch?v=jlCPNRgaxeo  Manolis Lidakis’in “Arethusa” Şarkı Klibi

Bölüm II Sonu

Artık, sıra Bölüm III’e “Sicilya’nın Gastronomi Odaklı Sosyo-Kültürel Mirası ve Keşfedilmeyi Bekleyen Mücevherleri”’ne geçme zamanı.