Sicilya’yı Görmeden İtalya Anlaşılmazmış!
Sicilya uzun zamandır görmek istediğim bir yerdi. UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine girmiş çok sayıda antik şehir ve anıt eseriyle ada adeta bir açık hava müzesi. Tarih sever bir gezgin olarak İtalya ana karasının Kuzeyinden Güneyine gezmediğim pek bölge kalmamasına rağmen Sicilya’yı (bir Akdeniz geçişinde denizden ulaşmayı hedeflediğim için) en sona bırakmış idim. Yelkenle denizaşırı bu hedefimi, bu yıl listemden çıkarıp, (biraz da artık yaşım nedeniyle kolaycılığa kaçıp) havadan gitmeye karar verdim.

THY ile Catania’ya inerken bizi önce Etna Yanardağı karşıladı!
Adanın doğusunda 3.326 mt. yüksekliği ile Avrupa’nın en yüksek ve aktif yanardağı Etna’nın hemen eteklerindeki Catania’nın Fontanarosso havalimanında başlayıp-biten 5 günlük görece kısa bir seyahat planladık. Tur rehberimiz Alpcan Buğdaycı ve aynı zamanda Palermo Üniversitesi öğretim üyesi de olan sempatik yerel rehberimiz Dr. Şenay Boynudelik’e fazla yüklenmemek için seyahat öncesinde öncelikle yapay zekadan yararlanarak, Sicilya Tarihinin kısa bir özetini çıkarmıştım. Çok da iyi oldu. 20 yıldır Palermo’da yaşayan Şenay Hanım’ın, Türkiye’den gelen tarih ve kültür turlarının aranan rehberi olmasının yanı sıra bölgeye şarap tadım turları da düzenlediğini öğrendik. İlk seyahatimiz popüler şehirler ve eserlere odaklı ama biraz hızlı ve yorucu oldu. İkinci seyahatimizin Sicilya’nın gizli kalmış mücevherlerini de keşfedeceğimiz nitelikte daha ayrıntılı olacağını düşünüyorum.
Seyahat notlarımı üç bölümde derledim. İlk bölüm, yapay zeka destekli bir araştırma sonucu elde ettiğim genel kültür bilgilerinden oluşuyor. İkinci bölüm ise ziyaret ettiğimiz şehirlerin doğal ve yapısal çevresindeki anıtsal nitelikli kültürel miraslarından, üçüncü bölüm ise adanın gastronomi odaklı sosyo-kültürel özelliklerinden ve gizli kalmış mücevherlerinden söz ediyor. İlk bölüme göz atmadan diğer bölümlere atlamanızı tavsiye etmemekle birlikte her bölümün kendi içinde bir bütünlüğe sahip olduğunu söyleyebilirim.

Genel Bilgi
Sicilya, Akdeniz’in en büyük adası. Yüzölçümü yaklaşık 25.000 km2. 5 milyonluk nüfusu toplam İtalya’nın %10’una yakın. Ama giderek yaşlanan nüfusu ve beyin göçü vermesi nedeniyle ada nüfusu hızla azalıyor. Sicilyalıların dili İtalyanca ama kendilerine özgü bir lehçeleri var.

Sicilya kendi parlamentosuna sahip özerk bir bölge. Üçgen şekline atıfla “Trinacria” olarak adlandırılan 3 ayaklı, Medusa başlı ve yılan, buğday başağı motifli bir bayrağı var.

Tiren ve İyon denizleri ile Akdeniz ile çevrili adanın 1.500 km’ye yakın bir sahil şeridi var. İtalya ana karasından 3 km’lik Messina Boğazı ile ayrılıyor. 9 yerleşim bölgesi nüfusu kıyılarda yoğunlaşan, genelde dağlık bir ada. Başkenti 600.000 nüfusu ile en büyük şehir Palermo. En önemli havalimanına sahip Catania 300.000 nüfusu ile 2. en büyük şehir. İşsizlik oranı %15 ile İtalya’dan çok daha yüksek. Cumhurbaşkanı Mattarella’nın Sicilyalı olmasına, Başbakan Meloni’nin de annesinin Sicilyalı olmasına rağmen merkezi hükümet bütçesinden çok düşük pay aldığı için yerleşim alanları oldukça fakir ve bakımsız. Ada, en büyük geliri her yıl ağırladığı 20 milyonu aşkın turistten elde ediyor.


Sicilya’da otoyollarda çok sayıda viyadük ve tünel dikkatimizi çekiyor. Bunun temel nedeni, denize çok yakın yükselen dağlara ve engebeli bir coğrafyaya sahip olsa da İtalya’nın inşaat sanayiinde gelişmiş mühendislik aklının yüksek maliyetli viyadük ve tünelleri tercih etmiş olduğunu öğreniyoruz. Böylece, adayı adeta bir açık hava müzesi haline getiren, arkeolojik parklar, çok sayıda antik kent kalıntısı ve ortaçağ kasabası ile tarım alanları inşaat faaliyetinden çok az etkilenmiş. Bugün özellikle Catania-Messina-Palermo otoyolu Avrupa’nın en zor ve karmaşık kıyı otoyollarından biri kabul ediliyor.
Tarih Öncesi Sicilyası
Sicilya’da Malta’da olduğu gibi günümüze kadar ulaşan tarih önce yerleşim kalıntıları yok. Ancak MÖ14.000-16.000 yıl öncesinden kalan insan varlığına ilişkin izler var. Paleolotik ve Neolitik dönemlere ait dünyanın en önemli kaya sanatı ve mağara resimleri koleksiyonlarından bazıları Palermo yakınlarındaki Grotta Dell’Addauro, Trapani açıklarındaki Egadi adalarından Levanzo’da bulunan Grotta del Genovese ve Messina bölgesindeki Grotta di San Teodoro mağaralarında keşfedilmiş.


Bugün ziyarete açık olmayan bu mağaralardan çıkan eserler Palermo’daki Antonio Salinas Bölgesel Arkeoloji Müzesi ile Siraküza’daki Avrupa’nın en önemli arkeoloji müzelerinden biri kabul edilen Paolo Orsi Arkeoloji Müzesinde sergileniyor. Biz, seyahat programımızın sıkışık olması nedeniyle bu müzeleri ziyaret edemedik. Ancak ben hala merak ediyorum. İlk kuşak Homo Sapiens Fenikeliler ve Yunanlıların denizcilik bilgisine sahip olmadan bu adalara nasıl ve nereden geldi?
Antik Çağ Sicilyası
MÖ8. Yüzyıldan itibaren Yunanlıların ve Fenikelilerin adayı kolonize etmesinden çok önceleri Batı bölgelerinde Segesta ve Erice’de yaşayan “Elymi” Kavminin Truva Savaşından kaçan mülteciler olduğu, Doğu bölgesinde yaşayan “Sikeller”in İber Yarımadasından göç ettiği, ikisi arasındaki bölgede yaşayan “Sikanlar”ın ise İtalya ana karasından geçen ve Hint-Avrupa dillerini konuşan bir kavim olduğuna dair Tarihçi Thucydides’in notlarından başka bir kayıt yok.


Bu kavimlerin yıllar içinde Fenike ve Yunan kolonileri tarafından dil, din ve kültür olarak asimile edildiği düşünülüyor. Ancak, günümüz Sicilyalı kimliğinin Fenikeliler, Yunanlılar, Araplar, Romalılar ve Normanların bir karışımı ve kültürel ve etnik çeşitliliğin temelini oluşturan bir topluluk olduğu görüşü daha çok kabul görüyor.
Klasik Öncesi Sicilya Tarihi
Sicilya, insanlık tarihi açısından açık deniz yelkenciliğinin geliştiği Akdeniz’deki en önemli destinasyonlardan biri olarak kabul ediliyor. Sicilya’nın adeta ikiye böldüğü Akdeniz’in Doğu çanağı; Sümer, Hitit, Akad, Likya, Yunan, Mısır gibi medeniyetlerin ve neredeyse tüm dinlerin ortaya çıktığı bir coğrafya. Sicilya ise, Akdeniz’in ilk yarı yol durağı ve Yunan Şehir devletleri ile Fenikelilerin öncelikle ulaşmaya çalıştığı bir destinasyon. Sicilya bu konumuyla Akdeniz’in tam orta yerinde adeta stratejik bir kale gibi ve gelişen tüm medeniyetlerin çekim noktası.
Yunan Kolonizasyonu
MÖ8.Yüzyılda Byzantion (İstanbul)’u kuran Antik Yunan şehir devletlerinden “Megara”’nın Sicilya’nın doğu kıyısında kurduğu ilk koloni sonradan Taormina’ya evrilen “Naxos”. “Chalkis/Euboeia” gibi diğer Yunan şehir devletleri adanın Doğu kıyısında ticaret odaklı koloniler kurarken, Güney kıyıları boyunca tarımla zenginleşen ve geriye devasa anıtsal yapılar/ tapınaklar bırakan Dor/Rodos-Girit kökenli koloniler kuruluyor. “Korint” şehir devleti ise adanın Güney Doğu kıyısında koy içindeki Ortigia adası gibi stratejik konumuyla limanı, askeri gücü ve siyasal etkisiyle tartışmasız dönemin en önemli şehir devleti ve krallığı haline gelen Siraküza’yı kuruyor.

Yunanlar, Kartacalılara göre daha geç ama daha “askeri” bir deniz gücü oluşturuyor. Tabii, tahıl, balık, kürk, zeytinyağı, şarap vb ticareti de yapıyorlar ve Anadolu içlerinden toplayıp naklettikleri malları Akdeniz, Ege, Marmara ve hatta Karadeniz kıyılarında toplayıp satmak üzere kolonileşmeyi sürdürüyorlar.
Fenike ve Kartaca Kolonizasyonu
“Yunanlılar” ile birlikte adaya Akdeniz’in en önemli gemicileri “Fenikeli’ler” geliyor. Fenikeliler ve kurdukları Kartaca kolonisi, bugünkü Lübnan, Tyre ve Sayda kökenli denizci ve tüccar bir kavim. Onlara antik dünyanın tüccar denizcileri deniyor. Kıbrıs’tan başlayıp önce Kuzey Afrika kıyıları, Tunus, Sicilya ve ardından İspanya’ya kadar koloniler kurarak ve her limanı ticaret ağının bir parçası haline getirerek süper bir güç haline geliyor. Kartaca’nın kuruluşu ve süper güç haline gelişini anlatan ilginç bir video’yu aşağıya bırakıyorum:
(*) Lübnan’da Sur/Tyre şehrinin prensesi Elisa/Namı diğer Dido. Kardeşi Pygmalion kocasını öldürüp tahtı ele geçirince destekçileri ile birlikte gemilere binip kaçıyor ve Kuzey Afrika’da Berberi Kralı Larbas’ın izniyle, MÖ 9. Yüzyılda Kartaca devletinin nüvesini oluşturacak olan Byrsa Kalesini kuruyor. Kendisine Fenike dilinde Dido “gezgin, dolaşan kadın” lakabı veriliyor. Romalı şair Vergilius’a göre, Kraliçe Dido, Truva savaşından kurtularak Akdeniz’de yeni bir yurt kurmak üzere yola çıkan Truva Prensi/Afrodit’in oğlu Kahraman Aeneas’a aşık oluyor. Ancak Aeneas Jüpiter’in uyarısı ile asıl kaderi olan İtalya’ya gitmek üzere onu terk edince Dido kendini ateşe atarak intihar ediyor. Mitlere göre Aeneas Roma’nın kurucuları Romus ve Romulus’un doğrudan atası kabul ediliyor.

Akdeniz’i bir oyun alanı getiren Fenikelileri denizci yapan aslında zor coğrafyaları ve bölgelerine özgü bol reçineli “Sedir Ağacı”. Yenilikçi ve sonradan Yunanlılara ilham veren tasarımlarıyla, yük taşımaya uygun, uzun yola dayanıklı geniş gövdeli gemiler, savaşmaya uygun bronz koçbaşlı, kavela-zıvana geçmeli ve papirüs kare yelken destekli hızlı-hafif gemiler ile korunaklı tersaneler yapıyorlar. Fenikelilerin gemi tasarım mantığı: “Daha uzağa git, daha çok yük taşı, daha az bat!”. Taşıdıkları malları üretmek yerine (cam, değerli metal, mor boya, tuz vb) aracı ticaret yapıyorlar. Geliştirdikleri basit ve kullanışlı alfabenin sonradan Yunan ve Latin alfabelerine temel oluşturduğu da biliniyor.
Fenikeliler, ayrıca ticaret yaparken işbirliği yaptıkları Mısır kültüründen edindikleri “Göksel Navigasyon” (gök cisimlerinden yararlanarak, özellikle geceleri ay ve yıldızlarla yön bularak, yelkenli açık deniz seyri) tekniklerini kullanarak bütün Akdeniz’e yayılıyor ve Kuzey Afrika kıyılarını basamak yaparak İspanya’ya kadar ulaşıyorlar.

Kurdukları Kartaca kolonisi önceleri ticari ve sınai faaliyetlerle zenginleşip bölgenin ve dönemin önemli bir savaş gücüne dönüşüyor. “Kartacalılar”, Sicilya’nın Güney, Batı ve Kuzey Batısına yerleşip, önce Yunanlıların Magna Graecia (Büyük Yunanistan)’nı oluşturan Siraküza gibi önemli kolonilerine ve daha sonra adayı çıkan Romalılara zor anlar yaşatıyorlar. Palermo’yu “Panormus” adıyla ilk kuranlar ve adanın Kuzey Batısını Panormus ve Solanto adıyla büyük bir askeri deniz üssüne dönüştüren de gerçekte Kartacalılar.
Fenikelilerin “Canaan” dini, Akdeniz çanağında yaptıkları ticaretin etkisiyle Antik Yunan mitolojisindeki tanrı sistemi ile çok benzerlik gösteriyor. İsrailoğulları ve Hristiyanlığın bu dinden etkilendiği ve İncil’de bile Canaan dininden bahsedildiği biliniyor. Tam da bu nedenle, Sicilya’da yaşayan farklı dinler ve kültürlerin, zaman zaman çatışmasına rağmen, kavimler arası asimilasyon için uygun bir ortam oluşturduğuna inanılıyor.
Katolik Roma ve Ortodoks Bizans Sicilyası
Kartaca’lıların bir çatışmanın ardından adadan çekilmesiyle MS241 yılında başlayan “Katolik Roma” dönemi Sicilyası ayrı bir zenginlik olsa da MS535 yılında başlayan “Ortodoks Bizans” dönemi MS827’e kadar sürüyor. Normanlar döneminde inşa edilen Kilise ve Katedrallerin kubbe ve apsislerinde genelde Ayasofya ve Kariye gibi Ortodoks Bizans’a özgü bilinen dini yapılarda “Pantokrator İsa” (Her Şeye Kadir İsa) veya “Evrenin Hükümdarı İsa” tasviri kullanılıyor.

Bu tasvirlerde İsa bir elinde İncil tutuyor ve diğer eliyle takdis (kutsama) işareti yapıyor. Yüz ifadesi ciddi ve hâkim görünüyor ve evrenin hükümdarı ve yargıcı olarak tasvir ediliyor. Norman Krallarının Katolik geleneğinden farklı sanatsal ve teolojik vurgu yapmak amacını güttükleri ve bu tasvirleri yapmak için İstanbul’dan seramik, fresk ve ikona ustaları getirdikleri biliniyor.
Araplar Dönemi Sicilyası
“Araplar” olarak adlandırılan Magripli denizciler Sicilya’ya MS827 yılında Sicilya G. Batısındaki Mazara del Vallo’dan gelmeye başlıyor. Sefere öncülük eden kuvvetler, Kuzey Afrika’daki Müslüman bir devlet olan Aghlabid Emirliği tarafından gönderiliyor. Emirliğin merkezi günümüzdeki Tunus topraklarında bulunan Kairouan. Fetih süreci yavaş ilerliyor. Bizans direnişi nedeniyle yaklaşık 70 yıl sürüyor. MS831 yılında Palermo alınıyor. MS878’de Siraküza düşüyor. MS902’de son büyük Bizans kalesi olan Taormina alınıyor. Böylece ada büyük ölçüde Arap yönetimine giriyor.
“Araplar” denildiğinde aslında karışık bir nüfus söz konusu. Araplar, Berberiler, Kuzey Afrikalılar, Endülüs kökenli göçmenler ve Müslümanlaşmış yerli topluluklar. 264 yıl boyunca Sicilya çok kültürlü bir İslam toplumuna dönüşüyor. Arap/Müslümanlar döneminde Palermo olağanüstü büyüyor. 10. Yüzyılda, Akdeniz’in ve hatta Avrupa’nın en büyük şehirlerinden biri haline geliyor.
Arapların Sicilya’daki varlığı, adanın tarihindeki en önemli dönüm noktalarından birisi. İlginç olan, bugün Sicilya’da görülen birçok özellik — narenciye bahçeleri, sulama sistemleri, bazı yer adları, yemekler ve hatta Palermo’nun şehir planının bazı bölümleri — bu dönemin mirası. Araplar Sicilya’da önemli izler bırakıyor. İşte en önemlileri:
1. Tarım Devrimi: Belki de en kalıcı miras bu. Araplar gelişmiş sulama teknikleri getiriyorlar: Kanallar, kuyular, su kaldırma sistemleri, bahçe tarımı vb. Yeni ürünler yaygınlaşıyor: Limon, Portakal, Şeker kamışı, Pirinç, Pamuk, Badem, Antep fıstığı vb.
2. Dil Üzerindeki Etkileri: Sicilya lehçesinde yüzlerce Arapça kökenli kelime var. Örnekler: gebbia (su deposu), zibbibbu (bir üzüm türü), giarra (büyük kapı). Bazı yer adları da Arapça kökenli. Örneğin: Marsala ← “Marsa Allah” veya “Marsa Ali” kökeniyle ilişkilendiriliyor. Caltanissetta ← “Qal’at an-Nisa” Calatafimi ← Arapça kökenli bir isim taşıyor.
3. Mutfak: Sicilya mutfağının birçok ünlü unsuru Arap etkisi taşıyor: Badem kullanımı, narenciye aromaları, şekerleme kültürü, Sorbe ve Granita türleri, kuru meyve kullanımı gibi. Ünlü Sicilya tatlıları olan: Cassata, Granita da Arap mutfak gelenekleriyle bağlantılı kabul ediliyor.
4. Mimari: Normanlar fetih sonrasında birçok Arap ustayı çalıştırmaya devam ediyor. Bu nedenle bugün Palermo’daki birçok yapı: Norman, Bizans ve Arap özelliklerini birlikte taşıyor. Örnekler: Palazzo dei Normanni, Cappella Palatina, La Zisa, La Cuba.
5. Şehircilik: Palermo’nun eski mahallelerinden “Kalsa” adı Arapça “al-Khalisa” (seçkin, özel bölge) kelimesinden geliyor. Mahallenin planı ve bazı sokak dokuları İslam şehircilik anlayışının izlerini taşıyor.
Arap/Müslümanlar Dönemi MS1061-1091 yıllarında Normanlar tarafından sona erdiriliyor. Ancak Normanlar Müslüman nüfusu hemen ortadan kaldırmıyor. Uzun süre Arapça konuşan topluluklar, Müslüman çiftçiler, Arap bürokratlar ve Arap mimarlar varlıklarını sürdürüyorlar. Hatta 12. yüzyılda Sicilya krallarının sarayında Arapça resmî yazışmalarda kullanılan dillerden biri olmaya devam ediyor.
Sicilya’daki Arap dönemi yaklaşık MS827–1091 yılları arasında sürüyor. Siyasi hâkimiyet Norman fetihleriyle sona erse de tarım, dil, mimari, şehircilik ve mutfak üzerindeki etkileri günümüze kadar ulaşıyor. Bu nedenle birçok tarihçi Sicilya’yı, Latin Avrupa ile İslam dünyasının en başarılı kültürel etkileşim bölgelerinden biri olarak değerlendiriyor.
Normanlar Dönemi Sicilyası
Normanlar, aslında İskandinav kökenli Viking savaşçılarının torunları. MÖ900’lerde bereketli toprakların ve güneşin peşinde Avrupa’ya inip günümüz Normandiya kıyılarına yerleşmişler. Zamanla Fransızca konuşmaya başlayıp Hristiyanlık ile tanışan ve feodal Avrupa kültürüne entegre olan bir halk olarak MS1030 yılında İtalya’ya, MS1061 yılında ise İtalya üzerinde daha da güneye inip MS1072 yılında Sicilya’yı ele geçiriyorlar. Normanlar Sicilya’da 11. Yüzyılda Kudüs’ü ve Antakya’yı yakıp yıkan Haçlılar gibi davranmıyor. Başta I. Roger ve ilk Kral II. Roger ile ardından gelenler, idari ve politik olarak iyi bir yönetim gösteriyorlar ve adada yaşayan en başta Arap İslam nüfusunu, Yahudileri, Bizans’tan kalan Helenleri kendi kabileleriyle birlikte adaletli bir şekilde yönetmeyi başarıyorlar. Bu dönemde Sicilya Endülüs’ten sonra ikinci bir kozmopolit medeniyet merkezi haline geliyor ve Normanlar bugün hala Sicilya’da geçmişte en büyük kültürel izi bırakmış topluluk olarak saygıyla hatırlanıyor.


Normanların en büyük başarıları arasında; öncelikle çok kültürlü bir devlet kurmaları geliyor. Ayni krallık içinde Latin Katolikler, Ortodoks Rumlar, Araplar, Yahudiler birlikte yaşıyor ve saraylarında Latince, Yunanca, Arapça resmî dil olarak kullanılıyor ki, bu durum 12. yüzyıl Avrupası için bile oldukça sıra dışı kabul ediliyor.
Normanlar, Palermo’yu Akdeniz’in en büyük ve zengin şehirlerinden biri haline getiriyorlar. Palermo bir ticaret merkezi oluyor ve önemli bilim insanlarını kente çekiyor. Normanlar farklı kültürleri birleştirerek benzersiz bir sanat üslubu geliştiriyor. Palermo Kraliyet Sarayı (Palazzo dei Normanni), Palatin Şapeli (Cappella Palatina) Bizans mozaikleri, Arap ahşap işçiliği ile Norman mimarisini aynı yapıda birleştiriyor. Palermo’nun hemen Kuzeyindeki Monreale Katedrali dünyanın en etkileyici Bizans mozaiklerinden bazılarını içerdiği gibi hemen Doğusundaki Cefalù Katedrali de bugün Norman sanatının en önemli anıt eserlerinden biri olarak kabul ediliyor ve UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesinde yer alıyor.
Normanlar, güçlü bir deniz gücü kuruyor. Kral II. Roger, Tunus kıyılarına kadar seferler düzenliyor. Malta’yı kontrol ediyor. Akdeniz ticaretinde söz sahibi oluyor. Bir süre Kuzey Afrika kıyılarında bile Sicilya Normanlarının etkisi hissediliyor.
Normanlar, Roger II’nin sarayında çalışan ünlü coğrafyacı Arap kökenli Muhammed el-Idrisi’nin 1154 yılında hazırladığı ünlü dünya tasviri ve coğrafya eseriyle döneminin en gelişmiş haritalarından birini üreterek bilim ve coğrafyada Orta Çağın başyapıtlarından birine imza atıyor.
Birçok tarihçi bugün Norman Sicilyası’nı, Latin Avrupa, Bizans dünyası ve İslam medeniyeti arasında bir köprü olarak görüyor. Özellikle Roger II dönemi (1130–1154), Sicilya tarihinin en parlak dönemlerinden biri kabul ediliyor. Kültürel açıdan Normanların, Sicilya’da yalnızca bir fetih gerçekleştirmediği, Arap, Bizans ve Batı Avrupa geleneklerini bir araya getiren özgün bir uygarlık yarattığı konusunda hemfikir olmuşlar.
Capet-Anjou Hanedanlığı Dönemi Sicilyası
Capet Hanedanlığı 1266-1282 yılları arasında, Sicilya’da pek iz bırakmayan bir dönem hüküm sürüyor.
İspanyol/Aragonlar Dönemi Sicilyası
Orta Çağ’ın en güçlü deniz imparatorluklarından birini oluşturan Aragon Hanedanının kökeni Kuzey Doğu İberya’daki Aragon bölgesine dayanıyor. 11. yüzyılda bağımsız bir krallık hâline gelen Aragonlar, Müslüman Endülüs devletlerine karşı yürütülen “Reconquista” sırasında güç kazanıp İberya dışında Sicilya ve Sardinya Adaları ile Napoli’yi ele geçiriyorlar. Aragonlar Sicilya’yı MS1282 yılında alıyorlar. 1469 yılında Aragon Kralı II. Ferdinand ile Kastilya Kraliçesi I. İsabel’in evlenerek İspanya’nın birleşmesini sağladıktan sonra Sicilya’da 1720 yılına kadar süren bir Aragonlar dönemi yaşanıyor.
Bourbon Hanedanlığı Dönemi Sicilyası
Fransız Capet Hanedanının uzantısı olan Bourbon’lar (*), 1735 yılından 1860 yılına kadar 2 ayrı Sicilya Krallığı kimliği ile Sicilya’yı yönetiyorlar.
(*) Bourbonlar: 13. Yüzyılda Sicilya’yı kısa bir süre yöneten Capet’ler ve Anjou’lar birbirinden tamamen ayrı aileler değil. Aslında üçü de aynı büyük Fransız kraliyet ailesi olan 939 yılında başlayan Capet Hanedanı’nın farklı kolları. Hanedan üyeleri 800 yıl boyunca Fransa, İspanya, Sicilya, Napoli ve Parma’da hüküm sürmüş.
1963 yılında Fransız-İtalyan ortak yapımı olarak çekilen ve Cannes Film Festivalinde Altın Palmiye Ödülü kazanan “Leopar” (Le Guepard/Il Gattopardo) filmindeki Salina Prensi Don Fabrizio, Sicilya’daki köklü Corbera ailesine mensup. Eserin yazarı Giuseppe Tomasi di Lampedusa, bu karakteri kendi büyükbabası olan Prens Giulio Fabrizio Maria Tomasi’den ilham alarak yaratmış. Eserde ve filmde ailenin tam unvanı, geleneksel olarak Salina Prensi ve Palma Dükü Don Fabrizio Corbera olarak geçiyor. Palermo’daki şehir sarayında yaşayan aile aynı zamanda, eserin geçtiği 1860’lı yıllarda Bourbon Hanedanlığı idaresindeki Sicilya Krallığı’nın en güçlü ve köklü aristokratları arasında yer alıyor. Filmde Don Fabrizio’yu Burt Lancaster, Sicilya’da başkaldırı çıkaran Garibaldi gönüllüleri arasına katılan Don Fabrizio’nun yeğeni Tancredi’yi Alain Delon ve eşi Angelica’yı Claudia Cardinale canlandırıyor.

Garibaldi Başkaldırısı-İtalya’nın Birleşmesi Sonrası Özerk Bölge Sicilya

Gençliğinde maceraperest ve milliyetçi bir denizci olan Giuseppe Garibaldi 1860 yılında Binler (Kırmızı Gömlekliler(*) adlı gönüllüleri ile birlikte Sardinya Kralı Victor Emmanuel II’nin desteği ile Sicilya’da bir başkaldırı düzenliyor.
(*) Kırmızı gömlek sembolü ve hikayesi, Garibaldi’nin sürgündeki gençlik yıllarında Uruguay’da katıldığı bir askeri harekata ve Buenos Aires mezbaha işçilerinin giysisine dayanıyor.
Garibaldi’nin Sicilya’yı ele geçirmesi, İtalya’nın birleşme sürecinin (Risorgimento) en dramatik olaylarından biri olarak kabul ediliyor. 1860 yılında Garibaldi, yaklaşık 1.000 gönüllüsüyle Kuzey İtalya’dan yola çıkıyor. Amacı o sırada Sicilya ve Güney İtalya’yı yöneten ve ciddi bir huzursuzluk kaynağı olan Bourbon Hanedanı tarafından yönetilen Sicilya Krallığını devirmek. Garibaldi adaya çıktıktan sonra birçok Sicilyalı köylü, milliyetçi ve isyancı ona katılıyor ve kısa sürede tüm Sicilya’yı ele geçiriyor. Garibaldi, eline geçirdiği toprakları Victor Emmanuel II’ye teslim ederek İtalya’nın birleşme sürecini hızlandırıyor.
Sicilya ve Mafya Kavramları
Sicilya ve Mafya, tarihsel ve sosyolojik olarak birbirinden ayrı düşünülemeyen iki kavram. Sicilya, yeraltı dünyasının en eski ve bilinen suç örgütü olan Cosa Nostra’nın doğduğu topraklar. MAFİA’nın kısaltması (Morte Ala Francia, Italia Anela) “Fransaya Ölüm, İtalya Kükrüyor” gibi tanımlansa da bu yüzyıllara dayanan epik bir hikayeden öteye gitmiyor. Cosa Nostra “Bizim Davamız” terimi de bugün daha çok Sicilya kökenli ailelerin liderliğinde kurulan organize suç örgütlerini temsil ediyor.

Mafya yapılanması, 1812 sonrası Sicilya’da feodal sistemin çözüldüğü ve devlet otoritesinin zayıfladığı bir dönemde ortaya çıkıyor. Kesin bir kuruluş tarihi yok. Örgüt, tek bir kişinin kurduğu bir yapı değil ve zamanla gelişen yerel suç ağlarının birleşmesiyle oluşuyor. Büyük toprak sahiplerinin güvenlik ve tahsilat işlerini özel silahlı gruplara bırakması ve bu grupların zamanla koruma, haraç ve arabuluculuk üzerinden güç kazanması ile özellikle Palermo, Trapani ve Corleone’de yaygınlaşıyor.
Mafia’nın temel birimi “Famiglia” (Aile). Örgütün lideri “ailenin reisi, manevi “baba” (Godfather/Boss/Patron), örgütün tüm kontrolünü elinde bulunduran, stratejik kararları alan ve son sözü söyleyen en üst düzey yönetici. “Consigliere” (Danışman): Patronun en güvendiği, hukuki ve ticari konularda tavsiye aldığı, genellikle şiddet eylemlerine doğrudan katılmayan sağ kolu. “Underboss” (İkinci Adam): Patronun yokluğunda veya gözaltına alındığı durumlarda örgütü yöneten, genellikle günlük operasyonları denetleyen kişi. “Caporegime” (Kaptan): Belirli bir bölgeyi veya suç faaliyetini yöneten ara yönetici. Altındaki asker/tetikçileri organize ediyor ve elde edilen gelirin bir kısmını üst yönetime aktarıyor. “Soldato” (Asker/Tetikçi): Örgütün emirlerini uygulayan, sahada şiddet, gasp ve tahsilat gibi suçları bizzat işleyen alt kademe üyeleri. “Associate” (Ortak/İşbirlikçi): Örgüte doğrudan üye olmayan, ancak aile/örgüt adına çalışan, rüşvetçi memurlar, kara para aklayıcılar ve sokak satıcılarından oluşan destekçi ağı.


Örgütün üyeleri arasında sıkı sadakat kuralları bulunuyor. Örgüt içinde sessizlik ve devlete bilgi vermeme kuralına “omertà” deniyor. Dönemin kült filmi Godfather’a konu olan Mafia örgütlenmesi ise, 20. yüzyıl başlarında milyonlarca İtalyan göçmeniyle birlikte ABD’ye giden ve orada Pizza restoranlarını birer uyuşturucu ve kaçakçılık dağıtım üssü haline getiren 2 ailenin hikayesini anlatıyor. Mafia günümüzde ABD’de FBI’ın 5 yıllık bir operasyonu sonucu çökertilen, Sicilya’da ise sonradan öldürülen 2 savcı Falcone ve Borsalino tarafından iyice zayıflatılan bir örgüt konumunda.
Bölüm I Sonu Artık, Bölüm II’ye ve “Sicilya’nın Gizli Mücevherleri: Şehirler, Anıtsal Nitelikli Kültürel Miras ve Sosyo-Kültürel Yapı’ya geçme zamanı.