Giriş

Akdeniz ve Ege kıyılarındaki antik şehirleri araştırmaya ve denizden ulaşmaya devam ediyorum.

Şimdi sıra Bodrumlu denizci dostlarımın yıllardır yapılaşma tehdidinden kurtarmak için çabaladığı, benim ise bugüne dek hiç görme fırsatı bulamadığım “Kisebükü” (*) koyunda keşfedilen “Anastasiapolis” Antik Şehrine geldi. Çam ormanlarıyla kaplı, turkuvaz renkli suları ve el değmemiş doğası ile adeta cennetten bir köşe bu koy.

(*) Kisebükü; muhtemelen sahildeki kilise kalıntıları nedeniyle yerel halkın ağzıyla “Kilise bükü” tanımından devşirilmiş.

Kisebükü Koyu (36 59’8N, 27 39’E)
Bodrumlu denizcilerin Kisebükünü gündemde tutmak için yaptığı bir etkinlik
Kisebüküne ilk dikkat çeken denizci Sadun Boro anısına dikilen anıt.

Kisebükü Koyu ve Anastasiapolis Antik Kenti

Kisebükü; Bodrum’a 20 km. mesafede olmasına rağmen virajlı dağ yolları nedeniyle genelde yelkenliler ve Bodrum’dan özel tekne turlarıyla denizden ulaşımı tercih edilen bir koy. Son yıllara kadar sahilinde neredeyse denize sıfır tarihi taş kalıntılar ve sit alanı kimliği nedeniyle pek popüler değildi. Ta ki, Muğla Üniversitesinden bir ekibin 2019 yılında başlayıp halen de sürdürdüğü kazılar sonunda büyük ölçüde gün yüzüne çıkan antik yerleşimin Bizans İmparatoru I. Anastasios (MS 491-518) onuruna kurulduğu ve tarihte onun adıyla “Anastasiapolis” olarak anıldığı bilimsel olarak kanıtlanıncaya kadar.

Beni bu yeni şehri bir an önce görmek için heyecanlandıran Kazı Başkanı Prof. Hatice Özyurt Özcan’ın ekibiyle birlikte, taşı toprağı elleriyle kazıyarak büyük emeklerle gerçekleştirdikleri bu projenin, geçtiğimiz yıldan itibaren yayınlamaya başladıkları araştırma sonuçları ve bilimsel makaleler oldu.

Aşağıda paylaştığım “Kent Planında” görünen sahil boyunca kıyıya paralel uzanan yapıların tamamı Geç Antik Çağ olarak da adlandırılan Erken Hristiyanlık Dönemine ait. Kent, koyun yarım ay biçimli fiziki yapısına uygun olarak tasarlanmış bir liman yerleşimi. Ancak, bu antik yerleşim bölgesinin ilk sakinlerinin, sahile 200 m mesafede, tüm koya hâkim bir tepe üzerine kurulmuş, iç ve dış surlarla çevrili, Arkaikten Roma dönemine kadar uzanan arkeolojik bulgular sunan Akropol’de yaşamış olması muhtemel Lelegler/Karyalılar olduğuna ilişkin pek çok bulgu da var.

Anastasiapolis Kent Planı
Kentin denize sıfır sahil kesiminde ortaya çıkan yapılar

Geçtiğimiz Haziran ayında Kisebükü’ne karadan ya da denizden en kolay ulaşılabilecek konumda Bodrum/Çiftlikköy’de yer alan Hapimag SeaGarden’de hem kısa bir tatil yaptım, hem de tatil köyünün emektar guleti S/Y Arkadia ile bu antik şehrin kazı alanında arkeologların devam eden çalışmalarını izleme, yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlayan taş binalar ve sokak kalıntıları arasında gezip onlarla sohbet etme ve şehrin batık taş limanında yüzme fırsatı buldum.

Kisebükü koyuna S/Y Arkadia’dan bakış
S/Y Arkadia’nın kıçtan kara bağlandığı Anastasiapolis Batı Yerleşimi

Anastasiapolis’in Arkaik Dönemden Erken Bizans Dönemine Uzanan Tarihi

Her ne kadar son yapılan araştırma ve kazılar bu antik şehrin Erken Bizans döneminde MS 500-MS 700 yılları arasında en parlak dönemlerini yaşadığına işaret etse de çok daha önceden Anadolu’nun ilk yerel halklarından Caria (Karya) (*) medeniyetinin en büyük 2 gücü olan, Antik Keramos (Ören) ve Antik Halikarnassos (Bodrum) kıyı yerleşimlerinin kesişme noktasında, ayni zamanda Karya, Rodos ve On İki Ada arasındaki deniz ticaret rotalarının tam üzerinde stratejik bir liman kenti olması nedeniyle Arkaik dönemden Roma/Erken Bizans dönemine kadar çok daha eski bir tarihe sahip olması gerektiğini söylüyor.

Anastasiapolis’in köklerinin uzandığı Karya Bölgesi

Kent, Akropol, Nekropol, Dini Merkez, Batı Yerleşimi ve Doğu Liman Bölgesi olarak 5 ana yerleşim bölgesinden oluşuyor. Kentin Arkaik döneme kadar uzanan geçmişe sahip en erken yerleşim alanının Akropol olduğu anlaşılıyor. Kıyı hattı boyunca sıralanan yapıların tamamının MS 5. yüzyılın ortalarından başlayıp iki yüzyıl boyunca faaliyet göstermiş Geç Antik döneme ait olsa da koyun batısında Kule ve Kamu yapılarının yer aldığı tepelik alanın doğuya doğru uzanan yamacı üzerinde, arazinin kayalık yapısına uydurularak konumlandırılmış konut yapıları da yer alıyor.

Akropolis’den Kisebükü koyu görünümü

Ancak, şimdiye kadarki kazılarda ortaya çıkarılan yapılar, buranın yalnızca küçük bir Bizans liman kasabası değil, aynı zamanda bölgesel ölçekte önemli bir dini ve ticari merkez olduğuna ve Bizans’ın şehir planlama sistematiği ile bilinçli ve planlı olarak neredeyse sıfırdan inşa edilmiş veya genişletilmiş olduğuna işaret ediyor ve bu özelliği ile kentin arkeolojik ve tarihi değeri daha da önem kazanıyor.

Sahil hattı boyunca çok ilginç bir şekilde, neredeyse denize sıfır konumda sıralanan yapıların MS 5. yüzyılın ortalarından MS 7. yüzyılın sonlarına kadar aktif olarak kullanıldığı ve kentte canlı bir ekonomik hayatın bulunduğu anlaşılıyor. Kazılarda öncelik verilen yapıların iddialı ölçekteki dini yapılar olmasına rağmen, çeşitli konut yapıları, hamamlar, dükkanlar, anıtsal mezarlar (Mausoleum), depolama alanları, liman tesisleri, sarnıçlar da bu kazılar sırasında tanımlanarak her biri hakkında çeşitli makaleler yayınlanmış.

Kentin Kuzeyindeki yüksek tepe üzerinde yer alan ve henüz stratigrafik bir çalışma yapılmayan “Akropolis” içinde yer alan Tapınak ve Karya ve Leleg (*) döneminin izlerini taşıyan savunma amaçlı çift sıra taş duvar kalıntıları nedeniyle bölgenin MÖ 7. Yüzyıldan itibaren kesintisiz bir yerleşim gördüğü ve çok daha derin araştırma ve kazılara ihtiyaç duyduğu çok açık.

(*) Halikarnaslı ünlü tarihçi Herodot Karyalılara Leleg’ler de dendiğinden bahsederken Homeros İlyada adlı eserinde Lelegler ile Karyalıların Anadolu’da yaşayan iki farklı ve komşu kavim olduğunu ifade ediyor. Başka kaynaklar, Karyalıların atalarının ve kökenlerinin MÖ 1.500 yıllarına dayanan Leleg’ler olduğunu iddia ediyor.

Anastasiapolis’in Dini ve Sivil Mimari Yapıları

Sahil kesiminde bugüne kadar yapılan kazılarda Erken Hristiyanlık dönemine ait birisi Liman’da olmak üzere 3 Büyük Kilise (Bazilika), Vaftizhane (Baptisterion) ve Piskoposluk Merkezi (Episkopeion) gibi önemli dini yapılar ve dini tören alanları da ortaya çıkmış. Bu yapılar, kentin çevre halklar tarafından da ziyaret edilen önemli bir dini ve idari merkez olarak kabul gördüğüne işaret ediyor. Liman Kilisesi ve Vaftizhane’de ortaya çıkarılan Erken Dönem Hristiyan sanatına ait nadide fresklerin (duvar resimleri), kentin dini önemini gösteren önemli bir veri olarak kabul ediliyor.

Liman Kilisesi
Liman Kilisesi Mezar Şapeli

Liman Kilisesi Mezar Şapeli

Sahadaki gezimde kıyıda dikkatimi çeken yapılardan biri de denizcilerin tatlı su ihtiyacını karşıladığı düşünülen büyük bir Su Sarnıcı, taban mozaikleri korunmuş bir “Hamam Kompleksi” ile yapılar arasındaki Su Kanalları oldu. Bunların dönemine göre önemli bir kentin gelişmiş altyapısına ait olduğu çok açık.

Hamam Kompleksi
Hamam Kompleksi ve Su Sarnıcı arasındaki Su Kanalları

Anastasiapolis 4 Nolu Yapının Önemi

Kazı sahasındaki gezim sırasında benim ayırdına varamadığım bir yapının, alt katı Kasap/Kesimhane ve dükkân/satış yeri, üst katının ise yaşam alanı olarak kullanılan iki işlevli ilginç bir sivil mimari örneği/ticari kompleks (Kisebükü Kazıları/4 No’lu Yapı) olduğunu Prof. Hatice Özyurt’un daha birkaç ay önce yayınladığı ve aşağıda linkini verdiğim bir makaleden (*) öğrendim.  

https://www.academia.edu/127234338/K%C4%B0SSEB%C3%9CK%C3%9C_GE%C3%87_ANT%C4%B0K_D%C3%96NEM_YAMA%C3%87_YERLE%C5%9E%C4%B0M%C4%B0NDE_B%C4%B0R_D%C3%9CKKAN_4_NOLU_YAPI

Anatasiapolis 4 Nolu Yapı (Kasap Dükkanı) ve Kazının Son Durumu

Prof. Özyurt ve ekibinin, bu yapı kompleksinde buldukları çeşitli hayvan kemikleri, metal kesim ve tartı aletleri, seramikler, cam eserler ve sikkelerin, kentte günlük yaşamın oldukça hareketli olduğuna ve bu yapı kompleksinin genel mimari düzenlemesi ile mekanlarda ele geçen tüm buluntuların MS. 6. ve 7. yüzyıl aralığına tarihlendiğine işaret ediyor.

Anastasiapolis’in Terk Edilişi ve Tarih Sahnesinden Çekilişi

Kentin, 200 yıl boyunca aktif yaşamını sürdürdükten sonra, MS 7. yüzyılın sonlarına doğru Akdeniz ve Ege genelinde yoğunlaşan Arap akınları, korsan saldırıları ve muhtemelen yaşanan depremler nedeniyle güvenliğini kaybederek büyük ölçüde terk edilmiş olduğu ve zamanla yoğun maki bitki örtüsünün altında bugüne kadar gizli kalarak doğal olarak korunduğu düşünülüyor.

Bundan Sonraki Hedefim..

Milas ve çevresindeki birçok tepe yerleşimi ve kale kalıntısı Karya’nın daha erken sakinleri olarak bilinen Leleglerle ilişkilendiriliyor. Dolayısıyla, Anastasiapolis’in keşfedildiği alanda veya hemen yakınında Bizans öncesi bir Karya ya da Leleg yerleşiminin olması güçlü bir ihtimal. Ancak şu ana kadarki arkeolojik verilerin “burada kesin olarak bir Leleg kenti vardı” demeye yetecek kadar net olmadığı ifade ediliyor. Bugün adı konan son Bizans yerleşiminin, sanki daha eski bir Karya/Leleg iskânının üzerine kurulmuş veya onu yeniden kullanmış olabileceği yüksek bir ihtimal. Fakat bunu doğrulamak için daha ileri araştırmaların yapılması gerektiği ifade ediliyor.

Halikarnaslı ünlü Tarihçi Herodot eserlerinde, Troya savaşı sırasında ve sonrasında adı geçen Leleg’lerin bugünkü Bodrum Yarımadası’nda sekiz kent kurduğunu ve kurulan bu şehirlerin en önemlisinin Bodrum-Konacık sırtlarından başlayıp Torba koyuna inen bölgede yer alan “Pedasa Antik Şehri” olduğunu söylüyor.

Bundan sonraki hedefim, Antik Çağda “Taşın Efendileri” olarak anılan “Leleglerin” Bodrum’un yüksek tepelerinde, muhtemelen pek çok Bodrumlunun adını dahi duymadığı “Pedasa Antik Şehri”ni ziyaret etmek ve orada kurdukları savunma ve yerleşim sistemlerini keşfetmek olacak.

3000 Yıllık Pedasa Antik Kentinin Kalıntıları
Pedasa Antik Kentinin Restorasyondaki Tiyatro Yapısı