Giriş
İşte yine Bodrum Yarımadasında, ama bu kez Leleg’lerin en önemli kenti, 2007 yılına kadar adını kimselerin pek bilmediği, Amasyalı coğrafyacı Strabon’a göre “Pedasis”, Halikarnaslı tarihçi Herodot’a göre “Pedasa”dayım.
Türkiye, bilinen 100’ün üzerinde antik kent sayısı ile dünyada ilk sıralarda yer alıyor. Genel kanı, antik kentlerimizin pek çoğunun Antik Yunan medeniyetine ait olduğu yönünde olmasına rağmen, Cumhuriyet döneminde Atatürk’ün antik dönemde yaşayan Hititler, Luviler, Lelegler, İyonyalılar, Traklar, Truvalılar, Lidyalılar, Likyalılar, Fenikeliler vb. gibi kadim Anadolu halklarının kökenlerini araştırdığını ve bu çabayı bir ulus devlet inşa etmek için gösterdiğini biliyoruz.

O dönemde başlayan araştırmalar, son yıllarda yapılan arkeolojik kazılar ve post-modern DNA analizleri, özellikle Anadolu kıyılarında yaşayan bu halkların yüzyıllar boyunca komşuluk yaptıkları Akha/Dor/Yunan/Helen kültürleri ile önce çatıştığını, sonra aralarında yaptıkları deniz aşırı ticaret ve benzer tanrılara inanmaları nedeniyle kaynaştığını, bazılarının aralarında asimile olduğunu, bazılarının devletleşemeden tarih sahnesinden silinip gittiğini gösteriyor. Örneğin birbirleriyle akraba Luviler, Hititler, Truvalılar, Leleg’ler ve Karyalıların bu kayıp medeniyetlerden bazıları olduğu ve zamanla yok olup gittikleri anlaşılıyor.
Bodrum’un Anadolu Coğrafyasındaki Stratejik Konumu

MÖ 4. Yüzyılda Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri olarak kabul edilen, 1500 yıl ayakta kaldıktan sonra büyük bir depremde yıkılan Perslerin Karya Satrabı Mausollos’un anıt mezarı ünlü Halikarnas Mozolesi’ne, Antik Tiyatroya ve mozolenin taşları kullanılarak St. Jean Şövalyeleri tarafından MS 15. Yüzyılda inşa edilen Bodrum Kalesine (St. Peter Kalesi) ev sahipliği yapan Bodrum, günümüzde Ege Denizi kıyılarındaki en popüler tatil destinasyonlarından biri.
Ancak, Anadolu coğrafyası için stratejik konumu ve doğal güzelliklerinin yanı sıra Bodrum’un tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yaptığı bir gerçek. Helenler, Persler, Romalılar ve Bizanslardan önce bilinen en eski ev sahiplerinin Leleg’ler/Karyalılar olduğunu ilk önce antik dönemin ünlü tarihçisi Halikarnas’lı Herodot yazmış. Herodot’un MÖ. 5 yüzyılda yaşadığı yıllar, bir Dor kenti olarak kurulan, ancak bir Helen/Megaron kolonisi olarak geliştirilen Halikarnassos’un Pers’lerin kontrolü ve egemenliği altına girdiği dönem.
Lelegler Kimler? Bodrum Yarımadasına Nereden Gelmişler?
Heredot ve Amasyalı Strabon’un yazılı kaynaklarından Leleg’lerin, aslında kadim bir Anadolu halkı olduğunu, Truva’nın 50 km. güneyinde, Satnioeis (bugünkü adı Tuzla Çayı) dolaylarında “Pedassos” şehrinde yaşadıklarını ve MÖ.1500’lerde Bodrum yarımadasına göç ettiklerini ve bu bölgede 8 şehir kurduklarını öğreniyoruz. Bu göçün nedeninin, MÖ 1300’lerde Akha’lar ile Truvalılar arasında 10 yıl süren savaşın Truva Kıralı Priamos’un damadı Leleg Kıralı Altes’in desteklediği Truva’lıların yenilgisiyle sonuçlanması olduğu tahmin ediliyor.
Homeros İlyada destanında adı geçen kahramanlarından Akhilleus (Aşil)’un Truva savaşından sonra Pedassos’u yıkıp yok ettiğini ifade ediyor. Ancak, bazı tarihçiler de günümüzde Behramkale yakınlarında, neredeyse aynı noktada “Assos” adıyla kurulan yeni bir kentin (hani şu ünlü filozof Aristo’nun Kıralın kızına olan aşkı uğruna bir felsefe akademisi kurup 3 yıl yaşadığı kent) Lesbos (Midilli)’li göçmenler tarafından MÖ 700’lerde Leleg’lere ait Pedassos’un kalıntıları üzerinde yeniden yaşama geçirildiğine inanıyor.


Tarihte Doğu ile Batının ilk büyük çatışması olarak kabul edilen Truva savaşının Homeros’un İlyada ve Odyssea’daki destansı anlatımının ötesinde birçok tarihi gerçeklik içerdiğine, Sicilya’nın ilk yerli halklarından biri olan Elymi’lerin Truva savaşından kaçan mülteciler olduğuna, hatta Latin Şair Vergilius’un destanına da konu olan ve yine bu savaştan sağ kurtularak babası ile birlikte Kartaca’ya kaçan Truvalı kahraman Aeneas’ın (*) Sicilya üzerinden İtalya’ya geçtiği ve torunları Romus ve Romulus’un Antik Roma İmparatorluğunun kuruluşuna önderlik ettiğine inanılıyor.
(*) Sicilya’nın ilk yerli halklarından Elymi’lerin kökenini ve Aeneas’ın Truva’dan kaçışında İtalya’ya geçmeden ilk sığındığı bölge Kartaca’nın Kıraliçesi Fenikeli Dido ile olan aşkını “Sicilya’da Tarihin İzleri” yazımda okuyabilirsiniz.
https://halukdogancay.com/2026/06/13/akdenizin-en-gizemli-adasi-sicilyada-tarihin-izleri-i/
Leleg Kültürünün Genel Karakteri
Leleg’lerin Bodrum yarımadasında kurduğuna inanılan şehirlerin hemen tamamı denizden uzakta, ulaşılması güç, gizlenmiş ama birbirini gören dağ tepeleri ve yamaçlarında, karakteristik çift sıra örgü taş surlarla çevrili, “Akropol/Yukarı Kale” etrafında kurulmuş. Bu kaleler her yönden denizi görüyor ve aralarında “Leleg Yolu” olarak anılan 88 km. uzunluğunda bir ulaşım, tedarik ve haberleşme ağı var. Böyle bir kuruluş felsefesinin temel sebebinin geçmişte Truva savaşında yaşadıkları gibi denizden gelen saldırılara karşı bir korunma içgüdüsü olduğunu düşündürüyor.



Leleglere antik dünyada “taşın efendileri” deniyor ve bu tanım boşuna değil. Zira “Leleg sur duvarı tekniği” literatüre girmiş. Pedasa’lılar, yerleştikleri alanlarda açtıkları taş ocağından malzemelerini alır, 3-4 metre yüksekliğinde duvarları olan konutlarını, surlarını, anıtlarını ve mezarlarını kuru duvar tekniği ile elleriyle inşa ederlermiş. Tümülüs mezarlar gibi, konut duvarlarının işçiliklerinde de iri ve küçük taşları bir arada kullanırlarmış. Konutlarını oluşturan duvarların kalınlıkları şaşırtıcı ölçüde birbirinden farklıymış. Mekânların içinde, bir duvarın önüne, duvar boyunca uzanan yaklaşık yarım metre genişliğinde taş seki düzlemler inşa eder, mobilya gibi kullanırlarmış. Anadolu’da, bundan 3 bin yıl önce, ahşap, kerpiç gibi ek yapı malzemeleri kullanmadan, tamamı kesme taştan yığma yapılar görülen tek yer; Pedasa. Üstelik bu binlerce tonluk yapıların temeli ya da harcı da yok. Ama yüzlerce deprem geçirip yine de ayakta kalmayı başarmışlar.

Pedasa’yı anlatacak bugün ayakta kalan tek yapı hangisi derseniz “Gebe Kilise” olarak anılan anıtsal tümülüs diyorum ben. Gebe bir kadının karnını andırdığı için bu şekilde adlandırılan 2400 yıllık taş yapı, kabaca düzletilmiş taşlarla, kuru duvar tekniğinde yapılmış. Çatı ise bindirme tekniğiyle inşa edilmiş. Halen büyük ölçüde ayakta olan bu tümülüs, bence Bodrum Mozolesi gibi Dünyanın Yedi Harikası arasına girebilecek nitelikte. Tabii eğer adını duyurabilirse! Turistler kadar, Bodrum’un pek çok yerlisi de tarihin bu muhteşem armağanından büyük ölçüde habersiz. Ulaşım zorluğu nedeniyle Gebe Kiliseye Ortakent yönünden değil, Torba yönünden çıkılabiliyor.
Haziran ayında ziyaret ettiğim ve 2017 yılında başlayan arkeolojik kazılarla keşfedilen antik liman şehri Anastasiapolis/Kisebükü’nden sonra, 2007 yılında kazılarına başlanan, hala devam eden, ama pek çok Bodrumlunun adını dahi bilmediği Pedasa’yı bu yıl Temmuz ayının oldukça sıcak bir gününde sabah erken saatlerde eski çalışma arkadaşım gerçek Bodrumlu Mimar Yunus Çağrı Kara’nın rehberliğinde gezdim. Ortakent’in kuzey yamaçlarından başlayan otantik bir parke yol üzerinde yükselerek antik şehrin haritada gösterilen giriş alanına ulaştık. Arabamızı çamların altına park edip yönümüzü bulmaya çalıştık. Birkaç bilgilendirici tabela dışında henüz bir müze formasyonu ve sevimli bir kedi dışında giriş-çıkışı kontrol eden bir görevliye rastlamadık😊. Athena Kutsal Alanı kalıntılarını sincaplarla birlikte gezdik.
Bodrum Ticaret ve Sanayi Odasının 1 Nisan 2017’de lansmanını yaptığı “Leleg Trekking Yolu” üzerinde taşlara boyalı mavi-beyaz paralel çizgiler ve kırmızı çarpı işaretlerine dikkat ederek yaklaşık 4km. ilerleyip aynı patikadan geri döndük.


Adeta eski bir Leleg sakini gibi Akropol’ün (Yukarı Kale) Güney Batı ana kapısından içeri girip, Gözetleme Kulesinden Torba ve Bodrum koylarını aynı anda görerek denizden gelen herhangi bir saldırı olup olmadığını kontrol ettik. Çok şükür, gördüğümüz tekneler gezgin yelkenli ve motor yatlardan başka bir şey değildi😊.


“Trekking”değil ama en azından “Hiking” olarak adlandırılabilecek bu gezim toplam yaklaşık 4 saat sürdü. Bu yazımı okuduktan sonra, gezmek isteyenler için birkaç tavsiyem olacak: Ben hafifçe düştüm😊 Kesinlikle tek kişi çıkmayın!. Bahar aylarını tercih edin. Yanınızda mutlaka su, güneş gözlüğü, dürbün, GPS, (mobil hatlar pek çekmese dahi) telefonunuza tanımlı akıllı saat, yürüyüş ayakkabısı-sopası ve de bir şapkanız olsun.
Pedasa’nın Arkeolojik Yapısı ve Yerleşim Düzeni
Akropol




Akropol, Arkaik ve Klasik dönemlerde kentin hem coğrafi hem de yönetsel merkezi olarak kullanılmış. Pedasa’nın savunma sistemi iç sur, dış sur ve kale yapısından oluşuyor. İç sur, 1.5–1.8 mt. kalınlığında kabaca işlenmiş kireçtaşı bloklardan inşa edilmiş. Taşlar tamamen aynı boyutta değil. Farklı şekillerde kesilip birbirine ustalıkla oturtulmuş. Bu, Leleg ve erken Karya mimarisinin karakteristik özelliği. Harç kullanılmadan yapılan bu duvarlar, taşların ağırlığı ve doğru yerleştirilmesiyle ayakta duruyor. Surun güneybatısında yer alan ve bizim de giriş yaptığımız kule, ana giriş yolunu kontrol eden stratejik bir noktada bulunuyor. Akropole giriş noktalarını oluşturan toplam 5 kulenin de konumları rastgele değil. Bunlar, özellikle vadilere ve yaklaşım yollarına hâkim noktalara yerleştirilmiş.


Akropol’ün en yüksek noktasında yer alan iki kuleli “Dipyrgon” adlı yapı, MÖ 5. yüzyıla tarihleniyor ve aynı zamanda yönetici ikametgâhı işlevi görüyor. Bu yapı, Karya bölgesinde Pers/Hekatomnos dönemi kale mimarisinin erken bir örneği olarak değerlendiriliyor.
Mezar Tipleri ve Nekropol Alanları
Pedasa’da çok sayıda taş tümülüs ve platform mezar tespit edilmiş. Bu mezar tipleri, Leleg kimliğinin özgün unsurları olarak kabul ediliyor ve Batı Anadolu’da başka örneği bulunmuyor. Platform mezarlar ise, bölgedeki ölü gömme geleneklerinin anlaşılmasında anahtar rol oynuyor. Pedasa Nekropolünün neden kentin dışında olduğu ise ayrı bir tartışma konusu. Leleg’lerin yaşayanlarla ölülerin alanlarını belirgin biçimde ayırdığını ve bu geleneğin daha sonra Karya ve Helenistik dönemlerde de büyük ölçüde devam ettiğini anlıyoruz.
Athena Kutsal Alanı/Kültü
Kentin konumlandırılması, ilk kez 19. Yüzyıl sonlarında Paton ve Myres adlı 2 İngiliz araştırmacının bulduğu bir Athena adak yazıtı sayesinde gerçekleşmiş ve MÖ 5. yüzyıla tarihlenen bu yazıtla, Athena kültünün (*) Pedasa’daki varlığı doğrulanmış.
(*) Athena kültü Antik Yunan dünyasında bilgelik, stratejik savaş ve şehirlerin korunması amacıyla gelişen, kadınların toplumsal hayata katılımında ve İonia ile Anadolu’daki kent kimliklerinin oluşumunda merkezi bir rol oynayan dini bir inanç sistemi. Herodot, Athena rahibesinin kehanetle ilişkilendirilen “sakal çıkarması” olayından söz ediyor. Keza, Pedasa’da bulunan sikkelerde kentin dini ve kültürel kimliğini yansıtan sorguçlu, miğferli Athena başı ve baykuş figürü bulunuyor.
Tapınak, kentin tam ortasında değil. Bunun nedeni yalnızca ibadet değil; kutsal alanın aynı zamanda kentin kimliğini ve komşu Halikarnassos ile ilişkisini temsil etmesi. Burada bulunan adak eşyaları, Pedasa’nın çevredeki Halikarnassos gibi diğer yerleşimlerle olan kültürel bağlarını da gösteriyor.


Pedasa’da Athena kültünün ve bu kült için görevli bir rahibenin varlığı bölgenin yerlisi Halikarnaslı Herodotos’un eserinden biliniyor. Pedasa-Athena Kutsal Alanı’nın tüm yarımada için taşıdığı önem, özellikle MÖ 2. yüzyıla tarihlenen Athena heykelinin yanı sıra, yazıtlar ve diğer buluntularla destekleniyor. Bu buluntuların ışığında, kutsal alanın kullanımının MÖ 10. yüzyılda başladığı, MÖ 7. yüzyılın başları ile tapınak terasının mimari kalıntılar içerecek şekilde kutsal alan olarak düzenlendiği anlaşılıyor.


Akropolis yönünden gelip tapınak terasına yönelen taş döşeli yol MÖ 4. yüzyılda kutsal alanda gerçekleştirilen imar ve düzenleme çalışmalarının önemli adımlarından birini oluşturuyor.
“Pedasa” Şehri Leleg Yolunun Tam Ortasında!
Bugün “Leleg Trekking Yolu” olarak bilinen ve 2017 yılından bu yana alternatif turizme hizmet eden bu yol aslında Çiftlik/Etrim köyünden Turgutreis’e doğru 8 Antik Leleg Kenti (*) kalıntısına uzanan 88 km. uzunluğunda bir dağ/patikası. Çevrelerindeki akropol, kutsal alan, kilise, nekropol, anıt, piramit mezar ve sarnıç gibi pek çok tarihi esere ulaşım sağlayan bağlantı yollarıyla birlikte toplam 185 km.’yi buluyor.

(*) Leleg Yolu Üzerindeki Antik Kent Kalıntıları (Bodrum Leleg Yolu ve Bağlantı Yolları)
- Telmisos (Güvercinlik)
- Theangela (Etrim köyü)
- Syangela (Alazeytin, Çiftlik, Kızılağaç)
- Madnasa (Torba/Göltürkbükü)
- Karyanda (Gündoğan yakınları)
- Pedasa (Ortakent/Torba Sırtları)
- Telmissus (Gürece köyü/Asartepe)
- Myndos (Gümüşlük/Kocadağ/Tavşan Adası ve Kral Yolu)
- Termera (Akyarlar/Aspat Kalesi)
- Sibde (Milas/Aslanyaka/Karadağ veya Gölköy/Dağbelen/Karadağ?) Konumu teyitsiz!
- Euralium/Ouranion (Yalıkavak/Geriş/Burgaztepe veya Keramos/Ören/Dikmendağ?) Konumu teyitsiz! Antik Romalı Tarihçi Plinius ve Antik Yunan Tarihçi Diodoros’un kayıtları.
Leleglerin kurduğu kentler konusu, antik kaynaklar ile modern arkeolojinin tam olarak uzlaşamadığı bir alan. Antik yazarlar, özellikle Strabon ve Herodotos, Leleglerin Bodrum yarımadasının en eski halklarından biri olduğunu doğruluyor. Ancak “Leleglerin kurduğu sekiz şehir” ifadesi en çok Strabon’un aktardığı bir geleneğe dayanıyor. Karyalılarla Leleglerin uzun süre iç içe yaşamaları nedeniyle hangisinin “Leleg”, hangisinin “Karya” kenti olduğunu ayırmak çoğu zaman mümkün değil. Özellikle son yıllardaki Bodrum Yarımadası yüzey araştırmaları, Pedasa’dan Syangela’ya, Syangela’dan Termera’ya, Syangela’dan Madnasa’ya, Madnasa’dan Karyanda’ya doğrudan görüş hattı bulunması nedeniyle, Pedasa, Termera, Syangela ve Madnasa kentlerinin Leleg kültürünü en güçlü biçimde temsil eden otantik yerleşimler olduğu ifade ediliyor.
Bu teyitli yerleşimlerden Syangela; çok güçlü bir sur sistemine sahip. Karyanda (Gündoğan); bir liman ve aynı zamanda bir ticaret merkezi. Termera (Akyarlar); Güney Batı savunmasının kilit noktası. Madnasa; Torba’nın Kuzey geçitlerini, Pedasa; aynı anda hem Halikarnassos, hem Torba koylarını, sonradan Dor’lar tarafından geliştirilen Myndos (Gümüşlük) ise; Yarımadanın Batı kıyılarını kontrol ediyor.
Pedasa’nın Antik Tarihi
Pedasa Antik Şehri; Akropol ve çevresindeki Kutsal alan ile Nekropol dışında toplam 2.500 hektarlık bir alana yayılmış ve Leleglerin sosyo-ekonomik, kültürel yapısı, yaşama ve inanç geleneği hakkında önemli bilgiler veren konut ve tarım alanlarından oluşuyor. Kentte Leleglerin pek çok medeniyetle bazen (Perslerle olduğu gibi) çatışarak, bazen de (Karyalılarla olduğu gibi) kaynaşarak, Erken Demir Çağı’ndan itibaren Arkaik, Klasik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerini yaşadığını anlıyoruz. Kentte yerleşimin Bizans Dönemi sonlarına kadar devam ettiği çeşitli kalıntı ve buluntularla destekleniyor.
MÖ 6. yüzyılda, Perslerin Anadolu’yu ve Lidya’yı ele geçirmesiyle başlayan istilalar sürecinde Pedasa, Perslere karşı direnen tek Karya kenti olarak tarihe geçmiş. Örneğin Herodot’a göre, Harpagos komutasındaki Pers ordusu Karya üzerine yürüdüğünde, yalnızca Pedasalılar direniş gösterebilmiş. Bu dönemde Pedasa Akropolünde yapılan tahkimatlar Pers tehlikesine karşı inşa edilmiş. Keza, kentin kutsal alanı olan Athena Tapınağı ve Sunak (Kurban Altarı’nın bulunduğu bölüm) bu dönemde şekillenmiş.
Persler, MÖ 4. Yüzyıldan itibaren Lidya ve Karya Bölgelerini Mylasa’yı (Milas) başkent yaparak Hekatomnos hanedanı üyesi “Satrap” adı verilen yerel idarecilerle yönetmeye başlamış. Bu dönemde Pedasa’nın bağımsızlık statüsü sona ermiş ve tüm Leleg yerleşimleri Halikarnassos’un bir parçası haline gelmiş. Bu dönemde Leleg ve Karya bölgeleri büyük bir ekonomik ve kültürel gelişim yaşamış. Yunan sanatı ile yerel kültür birleşmiş ve kent terk edilmemiş. Son dönem kazı bulgularına göre, Pedasa’da yaşam Orta Bizans Dönemi’ne kadar kesintisiz devam etmiş. Bu süreklilik, bölgenin yalnızca bir Leleg yerleşimi olarak kalmadığına, aynı zamanda Karya kültürünün Erken Demir Çağı’ndan Bizans dönemine kadar süren çok katmanlı kültürel merkezine dönüştüğüne işaret ediyor.
Karyalılar ve Leleglerin, aynı Hitit/Luvi bölgesini paylaşmış, aynı köke bağlanan halklar olsa da dönem, yaşama bölgesi ve gelenekleri bakımından birbirinden ayrı ve farklı kültürleri temsil eden halklar oldukları kabul ediliyor. Bu bağlamda, “Leleg” sözcüğü etnik bir tanımlama için değil, Karya kökenli Pers Satrabı Maussollos zamanından önceki yarımadanın yerli halkını ve onlar tarafından geride bırakılan bölgeye özgü yapı tipleri ve kalıntıları tanımlama amacıyla kullanılıyor.
Devam eden arkeolojik kazılardan ve Akropol Kuzey yamaçlarında yapılan yeni sondajlardan Pedasa’nın yalnızca Akropol ve Athena Kutsal alanından ibaret bir yerleşim yeri ve savaşçı bir halk olmadığı, aynı zamanda tarım ve üretim yapan zengin bir kültüre sahip oldukları anlaşılıyor. Bugün çoğu ortada olmasa da Pedasa’lıların evlerinin yönünün güneye veya güneydoğuya bakacak şekilde planlandığına şahit oluyoruz. Bu sayede, kışın daha fazla güneş alıp, kuzeyden esen sert rüzgârlardan korunarak 2.500 yıl önce bile iklime uygun yerleşim planlaması yaptıklarını görmek oldukça etkileyici.
Pedasa’nın en önemli mühendislik eserlerinden biri de “Sarnıçlar”. Pedasa’lıların yerleştikleri tepeler üzerinde sürekli bir su kaynağı olmadığından yağmur suyunu dikkatlice topladıkları ve kentin uzun kuşatmalar sırasında bu depoların hayati önem taşıdığı düşünülüyor.
Kentin çevresinde, her ne kadar 2000 yıldan uzun bir sürede doğal peyzaj değişmiş ve bölge neredeyse tümüyle çam ormanına dönüşmüş olsa da antik dönemde daha açık alanlarda çiftlik evleriyle birlikte taş teraslar halinde zeytinlikler, bağlar ve tahıl üretim alanları olduğu biliniyor. Bu nedenle, günümüzde Bodrum Yarımadasındaki zeytin, zeytinyağı, bağcılık ve şarap üretiminin köklerinin binlerce yıl önceye ve ta Leleglere kadar uzandığı söylenebilir.
Bitirirken…
Her yönüyle Bodrum’u bize ve tüm dünyaya tanıtan, sevdiren, hayallerimize sokan, ünlü yazar, tarihçi, doğa sever ve düşünür Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı’yı burada saygıyla anarken Bodrum Yarımadasının tarihini öğrenmenin hiçbir zaman bitmeyeceğini iddia edebilirim.
Yaptığım tatil ve konaklama amaçlı gezilerim dışında üyesi olduğum Bodrum Açık Deniz Yelken Kulübünün her yıl düzenlediği yarışlara katılmak için yıllardır sıkça geldiğim Bodrum’da bugüne dek görmediğim gibi varlığını dahi bilmediğim pek çok tarihi kültürel mirası bu son gezimde tanıma ve ardından araştırıp öğrenme fırsatı buldum.
Pedasa’dan sonraki durağım, Eylül ayında Mekteb-i Sultani Denizcileri filotillası ile birlikte Datça Yarımadasının Güneyindeki Trofe 2026 rotamız bağlamında, Hisarönü-Orhaniye-Selimiye-Bencik-Bozburun-Söğüt-Bozburun-Bozukkale koylarındaki sürpriz Karya antik kentleri ve bakımsızlıktan yıkılmak üzere olduğunu öğrendiğim Kameriye Adasındaki 1800 yıllık Erken Bizans Dönemine tarihlenen bir tarihi “Manastır” olacak.
Sayfa Sonu Sürprizi: Antik kentlerin yapay zeka ile rekonstrüksiyonunu yapan Kronokodeks adlı Instagram sitesinden.. https://www.instagram.com/p/DbtMaDzsKrU/