Mekteb-i Sultani Denizcilerinin (MSD) 6. ve 7. Geleneksel Trofeleri geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz denizci ağabeylerimiz Sadun Boro ve Yılmaz Dağcı anısına Marmaris-Bozburun Yarımadası çevresinde yapıldı. Cemiyetimiz ve kadirşinas komodorlarımızın düzenlediği bu etkinlikler beni önce lise yıllarıma, sonra da iş yaşamımın en zorlu yıllarına götürdü.


Sadun Ağabeyin Açtığı Vizyon
Deniz ve yelken sevgisini yüreğime ilk kez, bundan tam 60 yıl önce, Mekteb-i Sultanili ağabeyim Sadun Boro düşürdü. Sadun Ağabey “Kısmet” adlı yelkenlisi ile dünya seyahatinden İstanbul’a döndüğünde okulumuzun Beyoğlu’ndaki demir kapısı önünde onu nasıl büyük bir heyecanla karşıladığımızı ve bir gün onun gibi açık denizlere yelken açmaya söz verdiğimi hiç unutmadım. Aile fertleriyle dostluğuma rağmen kendisiyle ancak yaşamının son yıllarında Karacasöğüt’te yüz yüze tanışma fırsatı bulabildim. Kendisini 2015 yılında kaybettik.


Yılmaz Ağabeyin Yaşamıma Dokunması
Yaşamın para, iş, yaşanan yer ve sağlık gibi zorlukları, 1980’li yıllara kadar beni açık denizlere açılma hedefimi gerçekleştirmekten alıkoydu. Ta ki, 1986 yılında Ataköy Turizm Merkezi Projesinin inşaat yönetimini üstlendiğimde 40 yıl yaşadığı Norveç’ten ülkesine dönüş yapan bir başka Mekteb-i Sultanili ağabeyim Capt. Yılmaz Dağcı Ataköy Marina Projemizin başına geçip, beni de yelken eğitimi ve tekne satın almaya teşvik edene kadar. 3 yıl birlikte çalıştık. Marina’yı 1989 yılında hizmete açtık. Deniz Temiz Derneği (TURMEPA)’yı kurdu. Historical Seas Tall Ships Regatta’yı İstanbul’a getirdi. İlk Uluslararası Karadeniz Yat Rallisi (KAYRA)’nin düzenlenmesine ve Amatör Denizcilik Federasyonun kurulmasına ön ayak oldu. Bilgisi, görgüsü ve yaşam felsefesi ile önce Ataköy Marina yapım ve işletme ekiplerimizin idolü, sonra da tüm ülkenin tanıdığı duayen bir deniz adamı oldu. Yılmaz ağabeyi de geçen yıl kaybettik.
Gökova’nın Yaşamımdaki Yeri
İlk teknem 33 Feet Elan S/Y WhyNot’ı Türkiye’de yıllarını Gökova Körfezinin Karacasöğüt koyunda geçirmiş Alman bir karı-koca’dan satın aldım.


Teknemi satın alırken, aynı koyda 1988-1993 yılları arasında eşi Christina, çocukları Derin ve Deniz ile dünya turu yapan ve “Global Sailing Academy” adıyla her yaşta insana yelken eğitimi veren bir başka Türk denizcisi Haluk Karamanoğlu ailesi ve tesadüfen Kısmet teknesi ile onların misafiri olan Sadun Ağabey ile de ilk kez orada tanıştım.
Gökova Körfezi, 2015 yılında ilk marinasına kavuştuğunda ise, teknemi Karacasöğüt’ten getirip Ören Marina’yı mesken edindim. Dünya turu yapan bir diğer Mekteb-i Sultani Denizcisi, dönem arkadaşım Ekrem İnözü ve teknesi Anouk ile de okul yıllarından sonra ilk kez Ören Marina’da karşılaştık.
Gökova Körfezi, Sadun Ağabeyin vazgeçemediği deniz ve doğa aşkının vücut bulmuş halidir. İyi ki Sadun Ağabey, son yolculuğuna uğurlandığı Karacasöğüt’teki istirahatgahının hemen yanı başındaki Okluk Koyuna girişin yasaklandığı bu günleri görmedi.
Yelken Sporunun İş Yaşamına Etkileri
50’li yaşlarımda iş ve meslek yaşamımda iyi kötü bir yerlere gelmiştim. Ama itiraf etmeliyim ki, ilk zamanlarda en basit denizcilik kurallarının bile iş yaşamıyla ilgili böylesine evrensel bir uygulama alanı olduğuna ve yelken sporunun yaşamımda bu kadar işe yarayabileceğine dair en ufak bir fikrim bile yoktu.
Denizde karşılaştığım her olayın iş yaşamında bir karşılığının olduğunu görmek beni hep şaşırtmıştır, hala da şaşırtmaya devam eder. Keşke çocuk yaşlarımda yelkene başlasaydım, keşke çocuklarımı çok daha erken yaşlarda yelkenle tanıştırsaydım diye hala hayıflanırım.
Gençliğimde basketbol ve tenis oynar, kayak yapardım. Son yıllarda bu sporlardan ve yelken yarışlarına katılmaktan vazgeçmeme rağmen hala fırsat buldukça yelken yapıyor ve hala artan bir heyecan ve öğrenme azmiyle bu sporu sürdürüyorum.
Yelken Sporunun İnsan Karakterine Etkileri
Yelken sporunun insan yaşamına nasıl dokunduğuna, karakterini nasıl etkilediğine, iş yaşamıyla olan şaşırtıcı benzerliklerine kafa yoruyorum. Kafa yordukça da insanın benim gibi ileri yaşlarda değil, karakterinin daha yeni oluşmaya başladığı çocuk yaşlardan itibaren yelkene başlamasının gerekliliğine olan inancım giderek artıyor.
Keşke çocuklarıma önce doğayı, rüzgarı, dalgaları, akıntıları öğretebilseydim. Keşke onları bir koya götürüp küçük bir sandalda kürek çekmeyi, bir surf tahtasında ya da bir optimistte yelken yapmaya ve zorluklarla mücadele etmeyi öğrenmeye bırakabilseydim dedim hep kendime. Ama yaşamda keşkelerin yararı olmadığını geç öğrendim.
Blog: Yaşamımdaki Tramolalar (www.halukdogancay.com)
65 yaşımda emekli olduktan sonra ister keyif çatmak, isterse yarışmak için yelken yapmanın yaşamlarını nasıl etkileyebileceğini kendi yaşamımdan da örnekler vererek anlatmaya başladım: Adı “Yaşamımdaki Tramolalar”. 10 yıl önce oluşturduğum bu blogda fırsat buldukça aynı zamanda tarihi, kültürel ve felsefi konuları da araştırıp dostlarımla paylaşıyorum.
Çocuklara Yelkeni Sevdirmek
İş yaşamının acımasız yılları arasında çocuklarıma veremedim bütün bu yaşam derslerini. Ama torunlarıma Sadun Ağabeyin çocuklar için yazdığı ve kendileriyle dünya turu yapan kedileri “Kısmet’in Tayfası Miço” hikayelerini okuyarak, ya da Lego’nun oyuncak tekne modellerini onlarla birlikte yaparak, deniz ve yelken sporunu aşılamaya ve sevdirmeye çalıştım. Ama bu çaba bana yetmedi. Kızımın da teşviki ile yelken konusunda bir çocuk kitabı yazmaya başladım.


“Yelkenci Dede ve Torunu Efe’nin Gökova Macerası:

“Yelkenci Dede” 7 yaşındaki torunum Efe ile Gökova Körfezi ve sihirli koylarında birlikte yaşadığımız maceraları anlatan bir serinin ilk kitabı. 7-12 yaşa hitap eden bu seri çocuk kitapları yayınevi “Paraşüt Kitap”(*) tarafından yayınlanacak.
(*) Paraşüt Kitap’ın yayınladığı kitaplardaki en büyük özelliği çocuklarda sorgulamaya, araştırmaya, merak etmeye ve mevcut durumu eleştirmeye yönlendirmesi ve P4C (Çocuklar için Felsefe) yöntemini bir pedagojik yaklaşım olarak teşvik etmesi. Paraşüt Kitap, bu yaklaşımı öğretmenlere yönelik atölye çalışmalarıyla birleştirerek yayınladığı kitapları birer araç olarak kullanıyor ve düşünmeyi, sorgulamayı ve felsefeyi çocukluk yaşlarına indiriyor.
Her Yaşta Yapılan Bir Spor: Yelken
“Yelkenci Dede”, Efe’ye daha 7 yaşından başlayarak yelken sporunda ve teknede kazanacağı özellik ve becerileri kendisi gibi 70 yaşına kadar sürdürebileceğini, bu sporu yaz-kış, doğadan uzaklaşmadan, hem tek başına ve hem de arkadaşlarıyla birlikte yapabileceğini anlatıyor.



“Yelkenci Dede”, ebeveynlere çocukların kazanacakları bu becerileri hemencecik sosyal yaşamlarına ve ilerde iş yaşamlarına adapte etmelerine, iletişim becerileri elde ederek öz güvenlerini geliştirmelerine, takım ruhu, uyum ve engellerle mücadele azmi kazanmalarına, stres altında hızlı karar alma özelliği edinmelerine yardımcı olacağını söylüyor.
Yelken Sporunun Özü: Doğa ve Rüzgarla Bütünleşmek

Yelken yaparken “Rüzgarı” dinlemenin, anlamanın ve onunla bütünleşmenin, insanı bütün ön yargılarından arındırdığına yürekten inanıyorum.
Bir spor dalı düşünün ki; dede-torun bu sporu aynı dönemde beraber yapabilsinler.
Ben bütün bunları torunum Efe ile yaşayabildiğim için kendimi çok şanslı kabul ediyorum.