Giriş

Efsanevi Türk Denizcisi, GS Liseli Ağabeyimiz Sadun Boro anısına 18-20 Eylül 2026 tarihlerinde düzenlenecek MSD (Mektebi Sultani Denizcileri) Trofesi bu yıl Marmaris’in çok önemli tarihi ve kültürel miras bölgesi kabul edilen Bozburun Yarımadası çevresinde koşulacak.

Bozburun Yarımadası Orhaniye-Kocabahçe-Bozukkale Rotası

Bozburun Yarımadası Nasıl Bir Bölge?

Coğrafi özellikleri itibarıyla Bozburun Yarımadası küçük ve kapalı olarak nitelendirilebilecek koylardan oluşan sıra dışı bir açık hava müzesi. 900 m’yi bulan, kısmen oldukça dik dağlar arasına sıkışmış çukur vadiler ve dar boğazlar, bu yörenin karakteristik yüzey biçimleri. Yarımadanın güneydoğu kıyıları çoğunlukla kayalık ve dik yamaçlardan oluşuyor ve az sayıda koy gemilerin yanaşmasına uygun nitelikte. Daha fazla sayıda koyun bulunduğu kuzeybatı kıyısındaysa, kayalık kıyılarla düz kumsalların konumları, gemilerin yanaşmasına daha uygun bir durum ortaya koyuyor. Yarımadanın bu yönünde kalan Dirsekbükü, Girneyit ve Kocabahçe gibi ortası 40-50 mt derinliğindeki koylar, bugün olduğu gibi geçmişte de fırtınalı havalara karşı güvenli liman hizmeti sunuyor olsa da ortaları demir atmaya ve alarga da kalmaya pek müsait değil.

Bozburun yarımadası yaklaşık 300 km2’lik bir kara yüzeyine rağmen, çok sayıda antik yerleşimi ve dantel gibi işlenmiş koyları ve burunları ile neredeyse 250 km. uzunluğunda bir kıyı şeridiyle hem amatör denizciler ve hem de tarih sevenler için eşi bulunmaz bir bölge. Arkeolojik araştırmalar bu bölgede savunma ya da salt gözetleme amaçlı kaleler ile toplam 18 adet antik yerleşim yeri tespit etmiş. Bunların her biri 500-3.000 arası nüfusuyla aslında birer köy ölçeğinde ve tümü bir arada ancak orta ölçekte bir polis/antik kent olabilecek nitelikte yerleşimler. Bölge, bu niteliği ile antik dönemde “Karya Khersonesosu” yani Karya Yarımada Konfederasyonu olarak adlandırılmış.

Yarımadanın kuzey-doğusunda MSD 2026 Trofesi startının verileceği Hisarönü körfezi ve Orhaniye var. Bu bölge ilk ve en eski antik yerleşim olan “Hydas” (Turgut) ve “Hygassos” (Losta?) ile tipik Karya yerleşimleri olan “Bybassos” (Orhaniye) ve yarımadanın ortak kutsal alanı ve sağlık merkezi “Kastabos”’a (Hisarönü) ev sahipliği yapıyor. Trofe yarımadanın güney-batı ucundaki Bozukkale koyunda, yani antik çağdaki adıyla “Loryma”’da sonlanacak. Burası rotamızın muhtemelen en etkileyici noktası. Loryma’nın koy ağzındaki olağanüstü güçlü tahkimatı ve karşısındaki Rodos’a 18 km mesafedeki korunaklı limanı ise, buranın sıradan bir yerleşim olmadığını açıkça gösteriyor.  

Kim bu Karya’lılar? Nereden Gelmişler?

Yapılan araştırmalar Karyalıların Güneybatı Anadolu’nun ilk yerleşik halklarından biri olmakla birlikte Kuzeybatı Anadolu halkı Lelegler ile ortak bir ataya sahip olduklarını, ancak yüzyıllar içinde Mikenler ve Helenler ile kültürel bir alışverişe girdiklerini söylüyor.

Hydas’ta muhtemelen Karya’lılardan önce yerel bir yerleşim olduğu düşünülüyor. Bozburun yarımadasındaki ilk düzenli yerleşimlerin; MÖ 1100-1600 yılları arasında Atina bölgesinde hüküm süren Miken/Akha uygarlığının MÖ 12. ve 11. Yüzyıllarda Dor istilaları ve Akdeniz ticaret ağlarının kopması vb. nedenlerle çöküşünden sonra Ege coğrafyasına göç etmelerinden sonraki yüzyıllarda geliştiği anlaşılıyor. Bölgede belirgin bir Karya yerleşim ağı MÖ 8. ve 7. Yüzyıllarda ortaya çıkıyor. Özellikle Bybassos ve Kastabos çevresinde bu dönemlere ait izler var. Dolayısıyla bölgede Karya kültürünün oluşum sürecini, tek seferlik “göç”lerden ziyade uzun süreli bir kültürel oluşum olarak görmek gerekiyor.

Truva savaşının sonuçlarından birinin Leleg’lerin Bodrum Yarımadasına göç edip bölgeyi etkilemesi ise, bir diğerinin de Mikenlerin Bozburun yarımadasına göç edip Karyalıları kültürel yönden etkilemesi olduğu düşünülüyor. Bozburun’un en eski yerleşimi olan Hydas’ta bulunan kalıntılar bu iki yönlü etkileşim ihtimalini doğruluyor. Sonuç olarak Bozburun’da Karya kimliğinin zaman içinde oluştuğunu ve Karya’nın eski yerleşimlerden bazılarını devraldığını söyleyebiliyoruz.

Bozburun Yarımadası her açıdan olağanüstü bir bölge. Ancak, yarımadanın doğu sınırındaki “Physkos” (Marmaris) günümüzde olduğu gibi antik dönemde de çok farklı bir misyon üstlenmiş ve stratejik konumu ve korunaklı büyük limanı ile Mylasa merkezli Karya Hükümranlığı (*) ve ardından Helen, Lidya, Pers, Mısır-Rodos ve Roma/Bizans İmparatorluğu dönemlerinde de uluslararası ticaret merkezi rolü üstlenmiş. Karya Khersonesus’una bağlı “Amos” (Turunç) ise, siyasi ve dini birlik üyeliği dışında Physkos’a kültürel ve sanat merkezi olarak destek vermiş. 

(*) Karya bölgesi, tarih boyunca çeşitli konfederasyonların yanı sıra, her dönemde bazen krallık ve özerk hanedanlık/ satraplık vb. sistemlerin iç içe geçtiği monarşik yapılarla idare edilmiş, bazen de bağımsız büyük imparatorluklara bağlı özerk yönetimlerle varlığını sürdürmüş.

Bu Küçücük Yarımadada Neden Bu Kadar Çok Sayıda Antik Şehir Var?

Aslında Bozburun’da “çok sayıda antik şehir” yok!. Bunun yerine; tümü birbirine bağlı köyler/kentçikler var ve her biri gözetleme noktası olan tepelerde yönetim ve savunma amaçlı kaleler, yamaç ve vadilerde çiftlikler, gemi hareketlerini bir haberleşme zinciri ile tüm yarımadaya bildiren koylar ve limanlar ile ortak kutsal alanlar şeklinde çalışan bölgesel bir sistem mevcut. Ve bu sistemin amacı yalnızca savunma değil. Tarım, denizcilik, ticaret, balıkçılık, madencilik, güvenlik, dini birlik ve siyasi dayanışma, hepsi aynı sistem içerisinde bütünleşiyor. Yani bunlar, birbirlerinin rakibi olan küçük yerleşimlerden ziyade, aynı coğrafyanın farklı görevler üstlenen parçaları.

Yarımada üzerinde siyasi ve ekonomik açıdan en önemli kent “Polis” statüsü ile Amos (bugünkü Turunç) olmakla birlikte, denizcilik ve savunma açısından Loryma (bugünkü Bozukkale), yerleşim büyüklüğü ve tarımsal hinterland olarak 8 Ha’lık alanı ile Saranda (bugünkü Söğüt köyü) ve kutsal merkez olarak Kastabos (bugünkü Hisarönü) kabul ediliyor.

MÖ 6. ve 5. Yüzyıllarda Helenistik dönemin “Amphiktyone” benzeri ortak dini, siyasi ve ekonomik birlik yapısı ile büyük benzerlik gösteren bu yerleşim birimleri kendilerini Karya Khersonesosu Konfederasyonunun bir parçası olarak görüyor. Araştırmalar, federatif yapıdaki Khersonesos birimlerinin MÖ 6. Yüzyıldan itibaren ortak bir sikke dahi kullandığını gösteriyor. MÖ 4. ve 3. Yüzyıllarda Rodos’un ana karadaki hakimiyeti anlamı taşıyan “Pera” (Karşı Yaka) dönemi başlıyor ve Karya kökenli yerleşimler Rodos’un siyasi ve ekonomik sistemi içine dahil oluyor. Ardından da Helenistik ve Roma dönemleri geliyor.

Bozburun Yarımadasındaki Yönetim ve Savunma Amaçlı Kaleler ve Gözetleme Kuleleri

Karya Khersonesosu Antik Yerleşimlerindeki İnanç Sistemi

Karya Khersonesos’unda yönetim birliğinin daha çok dini bir modelle sağlandığı görüşü hakim olmakla birlikte, Bodrum/Pedasa’daki gibi “Athena”ya adanmış olduğu kesinleşmiş bir kutsal alan veya üzerinde “Tanrı” adı bulunan bir yazıt bulunamamış. Bu nedenle Karya’nın koruyucu tanrısının, eğer böyle bir kent kültü varsa, koruma, savaş, deniz veya geçiş yollarıyla ilişkili bir yerel tanrı ya da tanrıça olması daha mantıklı görünüyor.

Ancak ilginç olan şu ki; Athena’nın Antik Karya’da yalnızca Pedasa’ya özgü olmadığı da biliniyor. Zira, Karya’nın çeşitli kentlerinde Athena kültleri bulunuyor. Halikarnassos’lu tarihçi Herodot, Pedasa’daki Athena’yı yalnızca “Yunan savaş tanrıçası” olarak düşünmenin eksik kaldığını ve Karya’nın yerel topluluklarında Helen mitolojisindeki Athena’nın “kent koruyucusu” rolünün bu bölgede de benimsenmiş olabileceğini söylüyor. Kutsal alan kazılarında ele geçen Kıbrıs, Mısır ve İyonya bağlantılı adaklar bu görüşü güçlendiriyor. Athena’nın; akıl, bilgelik, strateji, şehirlerin korunması, zanaat, düzen ve savunmaya dayalı “ölçülü savaş” anlayışının tanrıçası olarak kabul gördüğü için kültürler arası ilişkilere bağlı olarak farklı yerel topluluklar ve şehir devletleri tarafından benimsenmiş ve yerel özellikler kazanmış olabileceğine inanılıyor. Örneğin Romalılar da Athena’yı kendi bilgelik, savaş, bilim ve sanat tanrıçaları Minerva ile özdeşleştirmişler.

Karya’da yerel tanrılar ve tanrıçaların başka diğer Yunan tanrılarıyla özdeşleştirildiği de görülüyor. Bunlardan biri de “Loryma”’da belgelenen “Artemis” kültü. Burada akla şu soru geliyor. Eğer Pedasa’daki Athena eski bir Karya/Leleg kutsal geleneğinin üzerine oturduysa, Loryma’da bu eski geleneğin karşılığını hangi tanrı veya kült oluşturuyordu? Burada Pedasa’daki kadar net bir cevap çıkmıyor. Ya da henüz kesin olarak bilinmiyor. Ancak, Hydas’a komşu “Kastabos” (*) antik kentinde, yarı tanrıça “Hemithea” (**) ile ilişkilendirilen bir tapınak alanının bulunmuş olması bu soruya az da olsa, bir ışık tutuyor.

(*) Kastabos’a ulaşım sağlayan Hisarönü- Kastabos Yürüyüş Yolunun Dr. Tevfik Erdemgüler tarafından hazırlanan detaylı haritasının linkini, aşağıda dikkatlerinize sunuyorum.
https://tr.wikiloc.com/gezi-yuruyus-rotalari/hisaronu-kastabos-167729919

(**) Hemithea, ölümlü bir yarı tanrıça. Tanrı Apollon tarafından kurtarılıp adı Hemithea’ya dönüşmüş. Özellikle insanların rüyalarına girerek hastalıkları tedavi etmesi, çocuksuz kadınları iyileştirmesi ve rahat doğum yaptırmasıyla tanınan bir “sağlık kültü” figürü haline gelmiş. Kastabos antik kenti, Hemithea’nın en önemli kutsal alanı ve tapınağının bulunduğu yer olarak kabul ediliyor. Antik dönemde insanlar bu bölgedeki şifalı su kaynakları ve bitkiler eşliğinde Hemithea’dan derman arıyorlar. Kutsal alanın yanı başında henüz kazısı yapılmamış 3500-4000 kişilik bir amfi-tiyatro bulunması, Kastabos’un yarımadadaki tüm yerleşimler için bir tür ortak dini toplantı, siyasi karar alma ve “bölgesel festival alanı” olarak kullanıldığını kanıtlıyor.

Kastabos Antik Kentinin 3500-4000 Kişilik Amfi Tiyatrosu

Yarımadadaki Antik Halkların Ortak ve Ayrışan Özellikleri

Bozburun halklarından Bybassos’luların (bugünkü Orhaniye), 500-1500 arası nüfusa sahip olduğu ve konfederasyona tarım ve savunma gücü sağladığı, Syrna (Bayırköy) ve Kastabos’luların (bugünkü Hisarönü) Tıp ve Sağlık Tanrısı Asklepios ve Yarı Tanrıça Hemithea kültleri ile dini ve kutsal merkez olarak faaliyet gösterdikleri, bunlardan Kastabos’un belki de bu özellikleri ile yarımadanın dini ve siyasi merkezi olarak görev yaptığı, Tymnos’luların (bugünkü Bozburun) 300-1000 arası nüfusa sahip olup tarımla geçindikleri, Saranda’lıların (bugünkü Söğüt) 500-1000 arası nüfusa sahip olup, 8 Ha gibi oldukça büyük bir alanda tarımla uğraştıkları, Phoinix’lilerin (bugünkü Taşlıca) 500-1500 arası nüfusa sahip olup yine tarımla geçindikleri, Loryma ve Kasara’lıların (bugünkü Bozukkale ve Serçe limanları) toplam 1500-3000 arası nüfusları ve korunaklı limanları sayesinde Rodos ile yakın ilişki içinde oldukları, Amos’luların (bugünkü Turunç) ise yine tarım ve denizcilikle uğraşan ve Rodos ile yakın ilişki içinde olan görece daha büyük ve “Polis” statüsünde bir yerleşim olarak öne çıktığını görüyoruz.

Yarımadanın En Eski ve En Önemli Kenti: Hydas (Bugünkü Turgut Köyü)

Hydas; yarımadanın en büyük, en erken dönemde kurulmuş, en çok kalıntıya sahip ve en ilginç tarihsel süreklilik gösteren antik kenti. Geç Tunç ve Erken Demir Çağlarına tarihlenen Hydas, Turgut köyü sırtlarında, Leleg’lerin Bodrum Pedasa’da kurguladığı gibi, tepe üzerinde, yukarı kale ve çift sıra kiklopik taş surlarla savunmalı, deniz ve kara geçişleriyle kıyılara ulaşan yolları kontrol eden, anıtsal taş mezar ve tümülüslerin yer aldığı, tarım, hayvancılık ve bölgesel bağlantılara sahip ve 3.5 Hektar büyüklüğünde geniş bir yerleşim alanı. Pedasa’dan ayrıldığı en önemli nokta ise, güney sahilinde bir liman tesisine sahip olması. Konumu, Ege ile Doğu Akdeniz arasındaki deniz yollarını kontrol etmeye elverişli, zira bölgenin karşısında sadece 18 km’lik bir mesafede dönemin önemli gücü Rodos adası bulunuyor.

Hydas’ın limanı, bugünkü Turgut koyunda değil, kentin aşağısında güney yönünde, kimi yerlerde dik kaya duvarlarından oluşan sahilde kurulmuş. Duvarların bir bölümü diğer bir takım yapı kalıntılarıyla birlikte bugün deniz sularının altında. Ancak kalıntılar oldukça belirgin ve tahminleri doğrulayan işlevlere işaret ediyor. Limana ait inşa alanının yaklaşık 1 Ha olduğu tahmin ediliyor. Liman ile yerleşim yerleri arasındaki bağlantı ise net değil.

Hydas, Geç Bronz ve Erken Demir Çağına tarihlenen Erken/Kiklopik, Arkaik, Hellenistik ve Bizans dönemlerini içeren en az beş değişik yapım aşaması gösteriyor. Duvar tekniği ve taş işçiliğine dayanarak dördü birbirinden rahatlıkla ayırt edilebiliyor. Kente 2,5 mt genişliğinde, 5 mt yüksekliğinde bir “bastion” (kale burcu/tabya) ile kısmen kapatılarak korunan bir kapıyla giriliyor. Kent içine dağılmış çok sayıda sarnıç dikkat çekici.

Hydas’a Bugün Nasıl Ulaşılıyor? Hydas Trekking Yolu

Hydas‘a Turgut Köyü Camisi yanından başlayan dar bir patika üzerinden ulaşılıyor. Bu patikanın bir Yürüyüş Yolu olarak düzenlenmiş bir haritasının linkini aşağıda dikkatlerinize sunuyorum. Trekking Planlama Uzmanı Barış Öztürk tarafından hazırlanan bu harita, tüm Yürüyüş Güzergahını, hassas koordinatlarla ve 20-240 mt. arasında değişen yüksekliklerde önemli vista noktalarıyla birlikte yansıtıyor ve ilginç fotoğraflarla destekliyor.
https://tr.wikiloc.com/gezi-yuruyus-rotalari/marmaris-turgut-hydas-antik-kenti-antik-piramit-mezar–yolu-06-03-2025-203929322

Hydas Trekking Parkuru (Başlangıç ve Bitiş: Turgut Köyü Camisi)
Parkur Üzerinden Tepeye Bakış
Parkur Üzerinden Turgut Köyüne Yukarıdan Bakış
Parkur Üzerinde Yukarı Kaleden Orhaniye Koyuna Bakış

Hydas’ın Yukarı Kalesi (Akropol)

Deniz seviyesinden 270 mt. yüksekte konumlanan Hydas Antik Kenti’nin Akropol’ü Doğu-Batı yönünde 350 mt, kuzey-güney yönünde ise 200 m’lik bir genişliğe sahip olup, hem bölgeyi savunma hem de deniz ticaret yollarına hakim konumu sayesinde stratejik gözetleme amacıyla inşa edilmiş. Taş duvarlarla çevrelenmiş yerleşim yerleri ise, akropol ile birlikte yaklaşık 3,5 ha’lık bir alanı kaplıyor.

Akropol geniş bir görüş açısına sahip. Kuzeyde Hisarönü koyunu görmek mümkün. Bu koy yine kendisi gibi bir yerleşim alanı olan Bybassos’un (Erine) etki alanı içinde. Deniz seviyesinden yaklaşık 450 m yükseklikteki Kızılköy/Köklüdağ’da tespit edilen antik yerleşim yerinin Hygassos olup olmadığı hala tartışılıyor. Güney istikametindeki Selimiye Koyunun muhtemelen, yarımadanın iç taraflarında bulunan ve henüz adı konmamış iki antik yerleşim yeri tarafından liman olarak kullanıldığı düşünülüyor. Keza, Turgut Ovasının solundaki dağlarda henüz araştırılmamış, isimsiz bir yerleşim yeri daha bulunduğu tahmin ediliyor.

Kale Giriş Parkuru
Kale Batı Kapısı
Yol Üzerinde Taş İstinat Duvar Kalıntıları
Yön Tabelaları: Şelale Yol Ayrımı

Hydas’da En İyi Korunmuş Antik Mezar: Diagoras Mozolesi

Akropolün kuzeyinde, vadi tabanından yaklaşık 35 m yükseklikte, vadiden ulaşılması zor bir kayalık yükselti üzerinde kurulu Rodos’lu savaşçı/gladyatör Diagoras ve karısına ait, MÖ. 4 veya 3. Yüzyıla tarihlenen ve bölgenin Rodos’un Pera olarak tanımlanan siyasi ve ekonomik sistemi içinde olduğu dönemde inşa edilen bir anıt mezar/mausoleum bulunuyor.

Rodoslu Savaşçı Diagoras ve eşi Aristomakha’nın Anıt Mezarı: MÖ4.Yüzyıl Turgutköy

Mezar odasının duvar örgüsü kaba işlenmiş poligon taşlardan oluşuyor. Uç noktası düzeltilmiş, dik piramit biçimindeki bir çatı, kübik mezar yapısının tavanını örtüyor. Piramidin tabanındaki pervaz üzerinde, dört oturan aslan izi var. Yazıttan öğrenildiğine göre, bu aslanlar mezarı koruyorlarmış:-). Giriş üzerindeki kirişte şunlar yazıyor: “Siz, beyaz dişli hayvanlar, bu temiz yerde durun. Ben, en yüksek yerde durup bir hainin gelmemesi ve zarar vermemesi için nöbet tutacağım. Çünkü bu savaşta ölmüş Diagoras adlı bir adamın, adını babasının Aristomacha koyduğu tanrıçaya benzer karısının mezarıdır. O, mükemmel çocukları ve iffetli fikirleriyle bilinirdi“.

Bölgede bir başka mezar çeşidine, Hydas Akropolis‘inin 70 m kadar altında, kuzey yamacındaki küçük bir mağarada rastlanıyor. Mağarada, toprak zeminde yaklaşık bir metre kadar kaçak kazı yapılmış ve geç antik döneme ait yarısı tahrip edilmiş bir kiremit mezar ortaya çıkarılmış. Mağaranın önündeki toprak yığınında ve mağaranın içinde en az dokuz insan iskeleti ve bunun yanı sıra, bazıları geniş hacimli kaplara ait olan pek çok boyalı parça ve geç antik döneme ait çatı kiremitleri bulunmuş. Yine kaçak kazılar sırasında ortaya çıkarıldığı anlaşılan taş yapı parçaları mağara önünün eski zamanlarda nekropol olarak hizmet verdiği ve mağaranın da Ossarium (*) olarak kullanıldığı izlenimini veriyor.

(*) Ossarium: Ölen kişilere ait kemiklerin toplu olarak saklandığı “kemikhane” anlamına gelen Latince kökenli bir terim.

Bitirirken…

Trofe öncesi hızlı bir araştırma ile bu olağanüstü coğrafyanın antik tarihine kısa bir göz atmak ve seyre çıkacak 40’a yakın tekne ve her yaş ve dönemden 200’e yakın Mektebi Sultani Denizcisi katılımcıyı bilgilendirmek istedim. Eminim, bu sayede tarihe meraklı denizci dostlarım bu ilginç yarımada çevresinde sadece yelken yapmayacak, Trofe öncesi ya da sonrasında biraz da karaya çıkıp bu antik kalıntıları gözleriyle görmek ve elleriyle dokunmak isteyeceklerdir. Ben kendi adıma verdiğim linklerdeki Trekking Parkurlarını izleyip, gücüm yettiğince tepelere tırmanıp bu ilginç Karya medeniyetini kendi kameramdan resimlemeye çalışacağım.