Giriş
Antik çağın en ünlü ve günümüzde batı uygarlığınca şehir plancılığının babası kabul edilen Milet’li Hippodamos’a MÖ 4. Yüzyılda Yeni Knidos için bir şehir planı projesi sipariş edildiğinde kendisinden beklenen, sistematize edip geliştirdiği ve kendi adıyla anılan “Hippodamik/Izgara/Grid Plan” ile Priene’nin dik topografyasında başardığı gibi bir proje üretmek olsa da, çalışmalarına başlamadan önce mutlaka bir çevre, arazi, iklim koşulları ile bir eşik analizi yapmış olduğuna ve siyasi tercihler, halkın ihtiyacı, yöneticilerin istekleri vb. gibi pek çok planlama kriterini dikkate almış olduğuna kuvvetle inanıyorum.


Hippodamos’a Verilen Görev
Hippodamos’un günümüzde yaşadığını ve Knidos’u sıfırdan planlamak üzere görevlendirildiğini hayal edelim: Karşısında yalnızca bir şehir plancısı olarak değil, aynı zamanda bir coğrafyacı, altyapı tasarımcısı, toplumsal araştırmacı ve mekansal stratejist olarak hareket etmesi gereken bir problem bulduğunu düşünüyorum. Bu coğrafya planlamada Hippodamos’a hem önemli avantajlar sunmuş hem de karşısına ciddi planlama sorunları çıkarmış olmalı.
Hippodamos’un önüne günümüzde hazırlanmış bir şehircilik şartnamesi konduğunu ve şartnamede özetle şu taleplerin yer aldığını varsayalım: “Knidos’u sadece bir yapısal alan değil, sürdürülebilir ve yaşayan bir sistem olarak, doğal çevreyle uyumlu, güvenli, ekonomik açıdan güçlü, toplumsal ihtiyaçları karşılayan ve gelecekte çağının önde gelen bir inanç, kültür, sanat ve bilim merkezine dönüşecek yepyeni bir şehir tasarlayınız!”

Hippodamos muhtemelen ihtiyaç duyulan binaları araziye yerleştirmekle projeye başlamazdı.
Önce şu soruların yanıtlarını arardı:
1. Hangi doğal koşullar yapılaşmayı sınırlandırıyor?

2. Kenti koruyacak surların ve akropolün konumlanacağı tepe/sırt çizgileri nerelerden geçiyor?
3. Kentin denizle ilişkileri (ticari ve askeri olarak) nasıl olacak? Kenti ziyaret veya tedarik amaçlı gelen gemilere nasıl ve nerede hizmet verilecek?
4. Kamu kaynakları nasıl kullanılacak?
5. Yönetimin beklentileriyle halkın ihtiyaçları nasıl dengelenecek?

Bu sorulara yanıt bulduktan sonra araziyi ölçmeye ve kent için alternatif senaryolar geliştirmeye başlardı. Günümüzde bu aşamayı Ön Analiz, Mevcut Durum Analizi, Eşik Analizi ve Mekânsal Geliştirme Kararları olarak tanımlıyoruz.
Mevcut Durumun Analizi ve Hippodamos’un Kritik Kararları
Hippodamos, sadece üst ölçekte bir plan üretmeyip en azından kamusal ve bazı dini yapıların konumuna ve tasarımına bizzat müdahil olmuş olmalı. Bu kanıya varmak için pek çok nedenim var: Bence Hippodamos, kendi geometrik planını oldukça sorunlu dik bir topoğrafya ve jeolojik yapıya sahip Knidos yerleşimine uyarlarken hem çok zorlanmış, ama bir o kadar da yaratıcı ve sürdürülebilir çözümler üretip uzun vadeli stratejik kararlar vermiş.

Hippodamos, ilk aşamada arazinin önündeki adayı bir deveboynu (Cap Crio) ile ana karayla birleştirerek biri askeri diğeri ticari ikiz liman oluşturmayı öngörmüş. Bunun sonucunda, adanın tepelerin ardındaki limanlara ve kuzey-doğuya bakan dik yamaçlarını liman çalışanları ve düşük gelir grubu için konut olarak planlarken, ana karanın ticari liman ve güneye bakan yamaçlarını kentin merkezi olarak kamusal, dini ve üst gelir grubu için manzaralı prestijli konut alanlarına tahsis etmiş.
Çevre etütleri kapsamında; zemin durumu, su temini, dik yamaçlarda yüzey akışı ve taşkın yönetimi, yapıların yönlenmesi, rüzgar, sıcaklık ve güneşlenme durumu, dalga/akıntı ve deniz seviyesindeki değişiklikler, hızla gelişen deniz ticaretinin istihdam, nüfus ve ekonomiye etkileri vb. gibi pek çok hususu iyi analiz etmiş olmalı.
Muhtemelen Hippodamos’un ilk büyük kararı; nerede yapı yapılacağını belirlemekten önce nerede yapı yapılmaması gerektiğini belirlemek olmuştu. Ancak, çağının bilgi eksikliği nedeniyle bölgedeki sismik hareketlilik ya aklına gelmemişti ya da pek önemsememişti.

Hippodamos’un planlama aşamasında en önemli avantajının; Knidos’un denizcilik, deniz ticareti ve kültürel etkileşime açık bir konumda olması, farklı denizcilik işlevlerini mekânsal olarak ayıracak 2 doğal limana sahip olması, doğal yamaç ve tepelerin geniş görüş alanları sağlaması olduğunu söyleyebilirim. Ancak, dik yamaçların ulaşımı ve yağmur suyu drenajını zorlaştırması, hızlı yüzey akışının liman içini hızla doldurma riski, yanlış yapılaşmanın erozyon ve zemin riski doğurması gibi dezavantajları olduğunu unutmamalıyız.
Bu düşünceden hareketle, düşük eğimli alanlara, konutlar, pazarlar ve gündelik yaşam alanlarını, uygun teraslara idari, dini ve kamu yapıları ile meydanlar ve kültürel tesisleri, yüksek ve stratejik noktalara, gözetleme, kent simgesi ve uygun koşullarda savunma işlevlerini yerleştirmiş olmalı.
Zemin Durumu: Knidos’un surlarının yerel kireç taşı ve bazı bölümlerde konglomera blokları kullanılarak inşa edilmiş olmasının, Hippodamos’un yapı malzemesi ile yerel jeolojik koşullar arasındaki ilişkiye daha o çağda dikkat ettiğini gösteriyor.

Rüzgâr ve Güneş Analizi: Keza, kent merkezi ve özellikle prestijli konut alanının güneş yönlenmelerinden, meydanların gölgelenme ve havalandırma özelliklerine, liman yapılarının dalga ve rüzgar koşullarına uygun tasarımına kadar pek çok kriteri dikkate aldığını görüyoruz.
Siyasi Tercihler: Hippodamos’un sadece teknik bir planlama süreci ile değil, bölgesel ilişkilerin ve deniz ticareti ile hızla artan ekonomik fırsatların ve kamusal kaynakların nasıl dağıtılacağına ilişkin sorunlara da yanıt aradığını anlıyoruz. Çünkü kent yönetimi sadece deniz ticareti gibi tek bir sektöre bağlı kalmamış, teritoryum olarak uzaklaşılan Burgaz (Eski Knidos) yöresindeki şarap ve zeytinyağı üretim sektörlerini de ihmal etmemiş. Knidos’un bölgede 6 kentten oluşan Dor Hexapolis’inin lideri olarak Burgaz’daki Apollon Tapınağının yanı sıra yeni kentte de görkemli bir Apollon Tapınağına yer vermesi, her iki kenti birbirine bağlayan yolu viyadük ve kemerler ile desteklemesi, 5.000 kişilik görkemli bir liman tiyatrosunun yanı sıra, Akropolün altında, kentin girişinde tüm teritoryum halkına hitap eden 20.000 kişilik bir başka amfitiyatro daha inşa etmesi bu vizyon ve düşüncenin sonucu olmalı.

Knidos’un Caddeleri ve Terasları
Hippodamos, ızgara/grid plan sistemini uygulayabilmek için her iki yamaç üzerinde, arazi eğimine paralel teraslar ve doğu-batı yönlerinde birbirine paralel, biri geniş 4 cadde yapmış. Eğime dik konumlanmış, kuzey-güney yönlerinde kentin nefes aldığı ve alt yapısında yağmur suyu drenaj/kanal sistemi içeren biri geniş merdivenli yollar inşa etmiş. Ancak bu merdivenli yolları belirli seviyelerde limanları doğrudan gören ve dinlenme ve manzara olanağı veren platolar ve teraslarla desteklemiş. Dionysos tapınağı terası, Pembe Korinth Dor tapınağı terası ve kentin en tepe noktasında Yuvarlak/Afrodit tapınağı terası bunlardan bazıları.

Kent alanının kuzeyinde ve batısında kutsal alanlara yer verilmiş. Ayrıca, kentin, her dönemde önemli bir dini merkez kimliğini koruması nedeniyle çok sayıda tapınak yapısı ve toplam 7 adet kiliseye rastlanıyor.

Kuzey-Güney yönlü yollardan en büyüğü ve prestijli olanı (*) (Roma döneminde Cardo Maximus olarak tanımlanan), doğrudan ikiz liman kıstağından yukarı çıkan Liman Caddesi (Kırmızı aks). Caddenin başında misafir gemicilerin ve kent sakinlerinin su ihtiyacını karşılayan görkemli “Boulakrates Çeşmesi”, Apollon Karneios Tapınağı, “Boulaterion” (yönetim yapısı), önündeki basamaklarda “mancala” (antik dönemin zeka oyunu) oynanan “Stoa Binası” (galeri ve dükkanlar) ve Heroon (yarı tanrılaştırılmış kahraman anıtları) ile caddenin en tepe noktasında kentin sembolü Yuvarlak Afrodit Tapınağı yer alıyor: Bu teras aynı anda hem askeri ve hem de ticari limana hakim, mavi ve yeşilin iç içe geçtiği kentin en güzel manzaralı vista noktası.
(*) Hippodamos’un bu daha demokratik çift aksiyal planlama anlayışı Romanın askeri imparatorluk düzeni içinde kentin tam ortasında kesişecek şekilde konumlandırılmış ve “Cardo Maximus” ve Cardo Decumanus olarak adlandırılmış.
Bu yaklaşım, Hippodamos’un Knidos’u nasıl bir geometrik plana oturtacağı değil, daha işin başında kentin doğal çevresini, deniz ticaretini, toplumsal yaşamını, kültürel vizyonunu, siyasi gücünü ve savunmasını nasıl tek bir mekânsal sistem içinde birleştirme niyetini ortaya koyuyor.
Kentte en az bu toplanma mekanları kadar önemli bir diğer yapı, karar alma süreçlerine kent sakinlerinin katılımını yansıtan 500’ler Meclisi “Bouleuterion” (*) binası. Knidos’un başka bir güce boyun eğmediğini, kendi kararlarını kendi meclisinde aldığını, yani özerkliğini ve demokrasiye olan bağlılığını göstermesi bakımından çok önemli.
(*) Bouleuterion, Antik Yunan şehir devletlerinde demokratik kent meclisinin (Yunanca: Boule) toplandığı, politik kararların alındığı ve meclis toplantılarının yapıldığı resmi meclis binası. Tiyatrolara benzer şekilde yarı daire veya kare planlı, üzeri çatıyla örtülü ve basamaklı oturma sıralarına (amfi düzeni) sahip bir yapı. Tiyatrolardan en büyük farkı, üstünün tamamen bir çatı ile kapatılmış olması. Ortasında bir sunak (altar) ve meclis başkanının kürsüsü (bema) var.
Knidos’da Savunma ve Güvenlik
Yerleşimi sınırlayan ve kentin gelişimini belirleyen en önemli unsur olan doruk çizgileri; kentin karakteristiğini yansıtan surları güzergahını bize veriyor. Bu alan içerisine yerleşen Knidos kentinin en belirgin özelliği, oldukça eğimli topografyası. Kolektif yaşama niyetinin biçimsel bir kanıtı olan teraslamalar, mimari yapılar için yer seçiminin önemli bir bileşenini oluşturuyor. Düzlükler ve tepeler, yapıların fiziksel ve işlevsel özelliklerine göre yer seçiminde önemli rol oynuyor.

Antik çağda savunma ve güvenlik kavramının, surlar, kuleler, kapılar ve yüksek noktalarla ilişkilendirildiği, ekonomik gücün ve yasal statünün göstergesi olan kent surlarının, barış zamanında bile insanların kendilerini güvende hissetmelerine neden olduğunu ve çevresini sardıkları kentlerin en anıtsal yapıları olduğunu, aynı zamanda insanların, hayvanların ve ticari malların sadece olağanüstü zamanlarda değil sürekli olarak kontrol edilmesini, dış dünyanın filtrelenmesini ve böylece kentin refahını, sağlığını ve düzenini koruduğunu biliyoruz.

Kent Surları: Knidos’un kent surlarını özel olarak inceleyen uzman Selçuk Üniversitesi Su Altı Arkeolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Aytekin Büyüközer. Yeni yayınladığı bilimsel makalesinde surları şöyle özetliyor: “Surlar batıdaki askeri limandan başlayıp terasların üzerinden Akropol’ün yukarısına kadar uzanıyor, buradan Demeter Kutsal Alanı’nın doğusundan aşağıya doğru dönüp ticari limanın savunma sistemine bağlanıyor ve tamamı 4 km’yi buluyor”.
Knidos’ta Konut Alanları
Hippodamos’un planlama yaklaşımının en bilinen özelliği, geometrik düzenli sokak sistemi ve kent işlevlerinin bilinçli bir mekânsal düzen içinde ele alınması.

Öncelikle iki liman ve kent merkezi arasında Liman Caddesi gibi güçlü bir bağlantının ardından konut alanlarının içinden geçmeden doğrudan kent giriş-çıkışına uzanan Doğu-Batı Caddesi (Sarı Aks/Romalıların Cardo Decumanus olarak tanımladığı) kentin ana omurgasını oluşturuyor. Her cadde/sokağın aynı genişlikte, her yapı adasının aynı biçimde tasarlanmaması geometrik düzenin arazinin gerçek koşullarına üstün gelmeye çalışmadığını gösteriyor.
Hippodamos, konut alanlarını ekonomik canlılığı azaltabileceği için limanlardan tamamen ayırmamış. Öte yandan ağır yük trafiğini yaşam kalitesini düşürmemesi için ana yolları konut mahallelerinden geçirmemiş. Önerdiği geometrik düzen sayesinde sokakları ve yapı adalarını anlaşılır bir sistem içinde düzenleyerek ulaşımı ve kentsel organizasyonu kolaylaştırabilmiş. Diğer yandan liman, konut, ticaret, kamusal alan ve altyapıyı birbirinden bağımsız projeler olarak değil, birbiriyle ilişkili bir sistem olarak planlayarak bir işlevsel bütünlük sağlamış.
Knidos’un tarihsel önemi de tam burada belirginleşiyor ve düzenli bir planın, son derece karmaşık bir kıyı coğrafyasıyla nasıl ilişkilendirilebileceği ortaya çıkıyor.
Knidos’un İlk Kuruluşunda Verilen Zoning/Bölgeleme Kararları ve Önemli Yapılar
Kentin “Nekropol”ü; surların dışında(*), doğu girişinde dik yamaçlar üzerinde planlanmış, antik dünyanın en geniş mezarlığı kabul edilen yaklaşık 7 km. lik bir alanı kaplıyor ve çeşitli mezar tipleri dikkat çekiyor. Bunlardan en önemlisi ilginç hikayesini bir önceki yazımda anlattığım, ticari limanı kuşbakışı gören dorik düzende inşa edilmiş anıtsal bir “Knidos Aslanı” Mezar Kalıntısı (**)
(*) Karya’lılarda ve genel olarak Antik Çağ Akdeniz medeniyetlerinde Nekropollerin (ölüler şehri) kent surlarının dışında yer almasının temel nedenleri dini inanışlar, hijyen kuralları ve pratik şehir planlaması ilkelerine dayanıyor. Antik dünyada yaşam ile ölüm arasındaki sınır keskin çizgilerle ayrılmış. Ölüm, ruhani bir kirlilik (miasma) olarak kabul ediliyor ve canlıların yaşadığı kutsal alanların, agoraların ve konutların bu kirlilikten uzak tutulması gerektiğine inanılıyor.


(**) Aslanlı Mezar ve Knidos Aslanı Heykeli: Heykel denizden yaklaşık 60 metre yükseklikte, denize ve liman girişine tamamen hâkim dik bir kayalığın/tepenin zirvesine inşa edilmiş anıtsal bir mezarın (Aslanlı Mezar) en tepesinde ve yaklaşık 18 metre yüksekliğindeki bu piramit formlu mezarın en üst noktasına yerleştirilmiş durumda imiş.
Kentin ticari limana hakim ilk tiyatrosu “Küçük Tiyatro”; deniz kıyısına 15 mt. mesafede ana kaya oyularak, önce 2.000 kişi ile başlayıp, nüfus arttıkça zaman içinde 5.000 seyirci kapasitesine kadar büyütülmüş, Helenistik geleneğe uygun inşa edilmiş bir yapı. Batısında Dionysos Tapınağı ve Terası ile Stoa Binası bulunuyor. Her iki yanındaki merdivenli caddelerden Bouleuterion ve Stoa binalarına ve kuzeyindeki doğu-batı ana caddesine kolayca ulaşılabiliyor. Tiyatro kentin MÖ 4 yüzyılda başlayan taşınma sürecinin tamamlanmasının ardından MÖ 2. Yüzyılda tam kapasitesine ulaşmış. Sahne binası (skene) ayakta kalamamış. Knidos’un hem küçük ve hem de büyük her iki tiyatrosu da, bölgedeki Halikarnassos, Kedrai ve Amos antik kentlerindeki gibi deniz manzaralı ve akustiği çok iyi kullanan yapılar.

Liman Tiyatrosunun batısındaki “Agora”’nın yanında önü sütunlu, üstü kapalı yürüyüş yolu ve 130 mt. uzunluğunda boydan boya uzanmış ve yan yana dizilmiş 25 adet dörtgen planlı mekân ve bu mekanların batısında yer alan 5×4 m boyutlara sahip kült odalarından (sonradan dükkan olarak da kullanılmış) oluşan bir “Stoa Binası” bulunuyor.

Stoa’nın Knidos’un ünlü mimarı Sostratos’un eseri olduğu sanılıyor. Zira, Knidos antik kenti için mermerin, ithal edilen lüks bir yapı malzemesi olması ve Dorik stildeki Stoa’nın tamamen mermerden inşa edilmiş olması, bu yapının önemini gösteriyor. Romalı doğa tarihçisi ve yazar Plinius, Stoa’nın Sostratos’un eseri olduğunu yazmış. Stoa’da Knidos halkı için önemli bir kişi sayılan Symmachos onuruna yapılan bir de anıt mezar “Heroon Symmachos” ortaya çıkarılmış. Duvarındaki yazıt, yapının kimin adına ve kimler tarafından yapıldığını açıklıyor.
Kazılar sırasında ortaya çıkan diğer bir yapı da görkemli Liman Caddesinin hemen başındaki dairesel formlu ve anıtsal nitelikteki “Boulakrates Çeşmesi”. Yazıtından, bu çeşmenin, kentin su işleri müdürü Boulakrates tarafından MÖ 1. Yüzyılda maliyeti kendisi tarafından karşılanarak yaptırılıp halka sunulduğu anlaşılıyor. Üzerindeki 7 tonluk su deposundan gemilere su tedariki de yaptığı anlaşılıyor.
Yeni Knidos’un kurulduğu ilk yıllarda, MÖ 350 civarında kentin doğu sınırında, Akropolün hemen altındaki dik yamaçta, deniz manzarasına hâkim uzun bir teras üzerinde inşa edilen “Demeter Kutsal Alanı”’nın temel amacı kentin sadece ticari değil çok güçlü bir dini merkez olmasına destek olması. Bu kutsal alanda bereket (hasat ve tahıl), tarım ve mevsimlerin tanrıçası Demeter’in yanı sıra, yeraltı tanrısı Hades ve kızı Persephone gibi diğer yer altı (Khthonik) tanrılarına da tapınılmış. Burası, antik çağ insanlarının bolluk dualarının yanında ölüm, kayıp ve yeniden doğuş gibi en derin korku ve umutlarını paylaştığı bir merkez olmuş. Kutsal alanın, güncel tespitlere göre aktif bir fay hattı olan “Demeter Fayı”nın hemen dikliğinde konumlanmış olması, antik dönemde dini mekanların jeomorfolojik ve kutsal yeraltı güçleriyle ilişkilendirilerek planlandığına dair bir işaret? olarak düşünülebilir.

Bu alanın dünya çapında tanınmasının en büyük nedeni, buradaki kaya nişlerinin altında bulunan Geç Klasik/Erken Helenistik dönemin en ikonik mermer başyapıtlarından biri olan ve bir tahtta oturan “Demeter Heykeli. Yüzündeki hüzün ve şefkat ifadesiyle antik sanatın en etkileyici örneklerinden biri olan bu heykel de, bugün maalesef Londra British Museum’da sergileniyor.

“Dionysos Tapınağı” Liman caddesinin hemen başlarındaki bir teras üzerinde. Liman tiyatrosunun batısında ve limana çok yakın. Kentin Hristiyanlaşması döneminde üzerine kilise yapılmış. Günümüzde sadece temel kalıntılarının görülebildiği tapınağın bulunan frizlerinde Dionysos ile ilgili sahneler olduğundan dolayı bu isimle adlandırılmış. Kilisenin, tapınağın üzerne kentte Paganizmin yerini Hristiyanlığın almasıyla beraber MS. 500’lerde inşa edildiği düşünülüyor.

Knidos’un en önemli yapısı diyebileceğimiz “Yuvarlak/Afrodit Tapınağı”, Amerikalı arkeolog Iris C. Love tarafından Afrodit Tapınağı olarak adlandırılmış. Tapınak yapısının yüksek, çok ince, grimsi beyaz kireçtaşından mermer podyumu, kuzeyde ana kayaya ve güneyde teras dolgusuna oturtulmuş. Mavi mermerden kesilmiş bloklarının büyük kısmı orijinal yerlerinde duruyor. Heykelin her taraftan görülmesini sağlamak amacıyla ve Afrodit’e yakışır bir estetik anlayışla yuvarlak planı tercih edildiği düşünülen tapınağın çapı 17 mt.


Knidos, Antik Çağ’ın önemli bir ticaret merkezi olmasının yanı sıra aynı zamanda da bir kültür ve sanat kenti olmuş. MÖ 4. yüzyılın ünlü heykeltraşı Praxiteles’in yapmış olduğu Çıplak Afrodit heykeli, arkeoloji yönünden ünlü bir eser olarak tanımlandığı gibi kentin popüler bir üne kavuşmasında da pay sahibi olmuş. Heykelin Knidos tarafından satın alınması, sonra kaçırılıp bir yerlerde kaybolmasına ilişkin ve bir önceki yazımda kısaca paylaştığım farklı efsanevi hikayeler bu ününü pekiştiriyor. Tapınağın Praxiteles’in Afroditine ev sahipliği yaptığı inancı ise, önce Romalı tarihçi yazar Plinius’un betimlemelerine, daha sonra da ABD’li arkeolog Iris C. Love’ın 1967 yılındaki bilimsel olarak henüz kanıtlanmayan iddialarına dayanıyor.
Knidos’un önde gelen tanrılarından birisi de Apollon. Bu bölgede “Apollon Karneios” adı ile tapınılmış. Yuvarlak Afrodit Tapınağından aşağıya doğru inerken hemen sağda kalacak olan alan. 19 m x 11 m. ölçülerinde olan “Pembe Apollon Dor Tapınağı” alanında bulunan kitabelerde Apollon ve Apollon onuruna yapılan yarışmalarda ödül kazanan sporcular adına kitabeler bulunmuş. Tapınak, özel olarak inşa edilmiş Apollon Karneios Terası üzerinde konumlanıyor. Terasın kuzeyinde halkın oturup törenleri ve şenlikleri izleyebilmesi için basamaklı oturma sıraları yer alıyor. Yapımında kullanılan yerel kireç taşlarının özgün gri-pembe tonlarından ötürü arkeoloji literatüründe ve yerel halk arasında “Pembe Tapınak” (Pink Temple) adıyla biliniyor.
Bu kutsal alanlara geçiş, antik mimaride anıtsal giriş kapısı anlamına gelen beyaz mermerden yapılma görkemli bir “Propylon” ile sağlanıyor. İnsanlar buraya gelip arındıktan sonra tapınak alanına kabul ediliyor. Bu bölgede ayrıca büyük bir kanalizasyon sistemi de tespit edilmiş.
Anakaranın kuzeydoğusunda bir “Korinth Düzenli Tapınak” daha mevcut. Yanı başında antik dünyada zamanı ölçmek için kullanılan konik kadranlı ünlü “Knidos Güneş Saati” yer alıyor. Bu alanın planlanması Eudoxos’un yaşadığı MÖ 4. yüzyıla dayansa da bugün ayakta kalan Korint başlıklı mimari ögelerin ve tapınakların birçoğunun Helenistik ve Roma dönemlerindeki (MÖ 2. yüzyıl ve sonrası) restorasyon ve yeniden inşa faaliyetlerinin ürünleri olduğu düşünülüyor.

“Musalar Kutsal Alanı” Antik kentte Odeion’un hemen kuzeyinde bulunuyor. İlham Perileri (Musa’lar): Antik Yunan mitolojisinde sanat, bilim, şiir ve ilham perileri olarak bilinen “Musa”lar (Muses) onuruna adanmış. Günümüze ancak temel kalıntıları ulaşan alanda Nymphe (Doğa Perisi) bulunan heykelcikler ve yazıtlardan bu alanın “Musalar”’a adandığı anlaşılıyor.
Yine kentin doğu kesiminde, Akropol tepesine giden yol üzerinde ve kent girişine yakın bir alanda Knidos’un en büyük tiyatrosu “Büyük Tiyatro” konumlanıyor. Demeter Kutsal Alanından daha yukarıda olan B. Tiyatro yaklaşık 20 bin kişi kapasiteli. MÖ. 4. yüzyılda inşa edilen Hellenistik bir tiyatronun üzerine inşa edilen bir Roma tiyatrosu. Çok iyi durumda olmayan tiyatronun büyük kısmı yıkılmış durumda. Ulaşımı biraz zor. Günümüzde formu anlaşılamayacak derecede tahrip olmuş ve yalnızca bir duvarı görünür vaziyette. Ne acıdır ki, bu tiyatronun pek çok mimari parçasının, Yuvarlak/Afrodit tapınağının sütunları ile birlikte Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Kahire’deki sarayında ve Dolmabahçe Sarayı’nın iç merdivenlerinin yapımında kullanıldığı söyleniyor.
Bitirirken…
Knidos hakkında 2026 yılı itibariyle elde edebildiğim güncel bilgilerden derlediğim 3’leme yazı serimin sonuna geldim. Umarım, ilgi duyanlar için yararlı bir çalışma olmuştur. Bu arada yazıma yorum yapan şehir ve bölge plancısı dostlarımdan Izgara/Grid planın köklerinin tarihte MÖ 2.500’lü yıIlara, “Indus Vadisi Medeniyetindeki “Mohenjo Dara” ve “Harappa” şehirlerine kadar uzandığını öğrendim. Kendilerine teşekkür ediyorum. Bana yepyeni ufuklar açtılar:-)
Sevgili Haluk Kardeşim & Sevgili Kaptanım; Son derece faydalı, ayrıntılı ve önemli bilgilerden ve belgelerden mücehhez araştırma yazılarını iştiyak ve zevkle okudum. Ellerine sağlık. Görüşmek ve Knidos’a doğru yelken açmak üzere selam ve sevgiler. Y.A.
BeğenBeğen
Sevgili Hocam&Kaptanım, beni araştırmaya ve yazmaya teşvik eden mesajlarına içtenlikle teşekkür ediyorum. İnşallah seneye GS Trofe öncesi ya da sonrası kısmet olur ve yeni ayağa kaldırılan yapıları görüp, günbatımını izledikten ve koyun berrak sularında yüzdükten sonra akşamında Knidos restoranda Knidos/Aristos 2020 şarabımızı keyifle yudumlarız. Sevgilerimle.
BeğenBeğen