Giriş

Datça Yarımadasının en batı ucunda, “Cap Crio” (Deveboynu) olarak da adlandırılan Tekirburnu’nda konumlanan dönemin görkemli antik kenti Knidos’u 90’lı yıllardan beri hem karadan ve hem denizden sık sık ziyaret ederim. Her ziyaretimde, arkeologların farklı noktalarda devam eden kazılarını izler, bilgi alırım.

Knidos Antik Kenti: Önde Ticari Liman içine uzanan Restoran İskelesi, arkada Askeri Liman

Klasik metinlerde geçen çarpıcı anlatıların etkisiyle dünyanın da büyük ilgi gösterdiği bir yer olan Knidos antik kenti, bunun bedelini çoğu kez arkeolojik zenginliğini kaybederek ödemiş ve mimari dokusu 1850’lerden 1960’lı yıllara kadar yabancı arkeologlar tarafından hoyratça gerçekleştirilen kazılar sırasında hasar görmüş. Günümüzde Türk Üniversiteleri tarafından gerçekleştirilen bilimsel kazı çalışmaları doğrultusunda bir yandan bu hasarlar giderilmeye çalışılırken bir yandan kenti ayağa kaldırma çalışmaları titizlikle sürdürülüyor.

Knidos Müze Giriş Alanı Panosu
Knidos Kazı Alanı Mermer İşleme ve Restorasyon Atölyesi

Kazı sahasında kenti ve önemli yapıları yeniden ayağa kaldırmak üzere kurulan mermer işleme ve restorasyon atölyesinde çalışan ustaların el işçiliğini ilgiyle izliyorum. Ancak denizden geçişlerimde, bazen alargada kaldığımız ve bazen de koy içindeki tek ticari işletme olan Knidos restoranının uzun iskelesine aborda olup gecelediğimiz için ziyaretlerim hep kısa süreli oluyor ve yıllardır sabırla, iğne ile kuyu kazarak yapılan çalışmaları bir bütün olarak değerlendirme fırsatı bulamıyordum.

Geçtiğimiz günlerde Burgaz’daki Eski Knidos ile ilgili yeni kazı sonuçlarına ulaştıktan sonra, Yeni Knidos konusundaki güncel bilgileri de derleyip paylaşmanın yararlı olacağına inanıyorum.

Antik Çağda Knidos’ta Deniz Feneri Var mıydı?

1931 yılında ilk inşa edildiğinde fitilli gaz lambası ile, ama artık günümüzde solar enerji ile çalışan Knidos Fenerinin yerinde antik çağda ateş yakılan bir fener kulesi olup olmadığı bilinmiyor, kazılarla desteklenerek sadece tahmin edilmeye çalışılıyor.

Günümüzde Knidos Deniz Feneri (H=104 mt.12 Mil Gp.Fl.W.(2) 10 Sn.)
(*) 10 saniyede bir 2 defa beyaz renkte çakıyor ve 12 mil mesafeden görülüyor.
Knidos Fenerinde Gün Batımı

Her uğradığımızda Knidos Açık Hava Müzesini gezdikten sonra, biraz yürüyüş yapıp Cap Crio tepesindeki Fener yapısına çıkmak ve dünyanın en güzel gün batımlarından birini izlemek benim için her zaman keyifli olmuştur.

Sarp kayalıkların olduğu bu bölgede antik çağlarda da olması gereken ve Knidos’un biri ticari diğer askeri ikiz limanlarına girişi yönlendiren fener kulelerinin konumu, herhangi bir yazılı kaynakta yer almadığı için şimdilik kent surları üzerindeki mevcut kule kalıntıları üzerinden kanıtlanmaya çalışılıyor. (*)

(*) Örneğin Kap Krio’nun doğu ucunda, ticari limanın mendireği hizasında, herhangi bir yapılaşmanın olmadığı bir bölgede, deniz seviyesinden 27 metre üst kotta, ana kayanın tıraşlanmasıyla oluşturulan bir alanda konumlanan 56 kod numaralı yapının hem deniz feneri hem askeri kule ve hem de mezar olarak kullanıldığına ilişkin farklı görüşler var.

Kap Krio’nun Doğu Ucundaki 56 Numaralı Kule (Acaba Fener Kulesi miydi?)
Knidos Fenerinden Askeri Limana ve Kent Merkezine Batıdan Bakış

Cap Crio, Ege’den Akdeniz’e geçişin tam üzerinde, sert ve ters rüzgarların etkili olduğu, özellikle yelkenle geçişlerde aşılması güç bir burun. Bu burnun her iki tarafında farklı rüzgarlara kapalı doğal bir liman/koy olduğu için ben de uzun seyirlerimde hep o adımda bir mola vermeyi tercih ediyorum, tıpkı antik çağ denizcilerinin yaptığı şekilde, su, yiyecek vb. lojistik ihtiyaçlarını karşılamak ya da kentin inanç, bilim, sanat ve canlı ticaret hayatı içinde bir nefes almak için demir atıp bağlandığı gibi.

Dönemin Din, İnanç, Kültür, Sanat ve Bilim Merkezi: Knidos ve Mücevherleri

Din ve İnanç: Knidos, stratejik konumuna bağlı olarak önemli bir ticaret merkezi olmasının yanı sıra döneminin önemli din merkezlerinden biri olması nedeniyle, Pagan ve Helen tapınaklarından Hristiyan Kiliselerine kadar, çok sayıda tapınağa ev sahipliği yapmış. Yani her dönemde önemli bir inanç merkezi niteliğini korumuş.

Knidos Izgara Kent Planı, Liman Caddesi, Boulakrates Çeşmesi, Tapınaklar ve Tiyatrolar

Knidos’u bu denli çekim unsuru yapan bir diğer husus da kentin planlamasının şehirciliğin babası kabul edilen Milet’li Hippodamos(*) tarafından yapılmış ve onun geliştirdiği ızgara/grid sisteminin bölgenin bütün coğrafi güçlüklerine rağmen, su, kanal ve drenaj sistemleri gibi tüm mühendislik alt yapısının daha taşınmadan önce detaylı biçimde kurgulanmış olması.

(*) Hippodamos’un ızgara/grid sistemi, Knidos’a yaklaşımı ve kenti planlama sürecini bir sonraki yazımda ele alacağım.

Bilim ve Felsefe: Knidos’un yetiştirdiği en önemli bilim insanlarından biri de MÖ 408-355 yılları arasında yaşamış Platon’un öğrencisi Eudoxos olmuş. Antik dünyanın en büyük astronom, matematikçi ve filozofları arasında sayılan Eudoxos, gezegenlerin yörünge hareketlerini açıklayan ilk matematiksel evren modelini geliştirmiş, matematikte integral kalkülüsün temelini atan “tüketme metodu”nu bulmuş ve Knidos’ta kurduğu gözlemevinde çalışmalar yapmış. Beyaz mermerden sade bir işçilikle yaptığı Güneş Saatinin üzerinde üç gündönümü eğrisi ve 11 saat çizgisi bulunuyor ve ortasındaki delik ve gösterge çubuğu yardımıyla Güneş’in hareketine göre günün saati, aylar ve mevsimler ölçülebiliyor. Güneş Saati bugün hâlâ antik kentinin batısında, “Korinth Tapınak Terası” olarak adlandırılan üçüncü terasın güney sınırında Dor düzeninde inşa edilmiş bir stoanın kalıntıları arasında ziyaretçilerini bekliyor ve sadece zamanı hala doğru ölçmekle kalmayıp dönemin astronomi ve matematik bilgisini yansıtan önemli bir bilimsel miras olarak kabul ediliyor.

Eudoxus’un Antik Güneş Saati (Yan Görünüş)
Eudoxos’un Antik Güneş Saati (Ön Görünüş)

Tıp Dünyası: Knidos doğumlu ünlü bir hekim ve tarihçi “Ktesias” (MÖ 5. Yüzyıl), uzun yıllar Pers sarayında Kral II. Artakserkses’in özel doktoru olarak görev yapmış. Bu süreçte edindiği bilgileri kaleme alarak Pers ve Hindistan tarihini, coğrafyasını ve kültürünü anlatan Persika ve Indika adlı meşhur eserleri yazmış.

Bir diğer hekim “Euryphon” (MÖ 5. Yüzyıl) çağdaşı Hipokrat’ın İstanköy (Kos) okuluna rakip, hatta ondan daha eski olan ünlü Knidos Tıp Okulu’nun kurucusu. Tüberküloz (verem) hastalığını ilk kez tanımlayan ve göğüs hastalıklarında dinleme yöntemini kullanan Euryphon, tıbbın dünya üzerinde bir bilim dalı haline gelmesine öncülük etmiş.

Mimarlık ve Mühendislik: Yine Knidos’lu ünlü mimar ve mühendis “Sostratos” (MÖ 3. Yüzyıl), Antik Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri kabul edilen Mısır’daki İskenderiye Feneri’nin mimarı. Sostratos Knidos’ta yer alan 113 metre uzunluğundaki görkemli Stoa yapısını da inşa eden kişi olarak tarihe geçmiş.

Kültür ve Sanat: Atina doğumlu olmakla beraber Knidos’un adını sanat tarihine altın harflerle kazıyan “Praxiteles” (MÖ 4. Yüzyıl) şehir için yaptığı ve antik dünyada bir tanrıçayı gerçek boyutlarıyla ilk kez üç boyutlu heykele uygulayarak ve tamamen çıplak tasvir eden Knidos Afroditi başyapıtıyla büyük ün kazanmış. Kentin en yüksek terasındaki yuvarlak tapınağa yerleştirilen heykel, antik çağda büyük bir ün kazanmış ve kentin üne kavuşmasında büyük pay sahibi olmuş. Sırf eseri görmek için döneminde kente çok sayıda ziyaretçi çekmiş, adeta kentin bir sembolüne ve turizm cazibesine dönüşmüş. Çıplak Afrodit, bir tanrıça olarak tapınılmanın yanında, erotik tasvirler taşıyan ve günümüze kadar ulaşan anı eşyaları ile Knidos’un bir aşk ve zenginlik şehrine dönüşmesini sağlamış. Knidos’lular bu heykele sahip olabilmek ve onu hiçbir koşulda kaybetmemek için çok büyük fedakarlıklar yapmışlar, yine de başarılı olamamışlar (*).

(*) Orijinali bugün kayıp olan Çıplak Afrodit’in MS 5. 475 yılında Bizans İmparatoru II. Theodosius döneminde imparatorluğun dört bir yanındaki antik tapınaklardan toplanan eşsiz sanat eserleriyle birlikte Hipodrom yakınlarındaki Lausus Sarayı yangınında mı yok olduğu? Yoksa, Mısır’a kaçırılırken batan gemiyle birlikte Akdeniz’in derin sularına mı gömüldüğü? Yoksa, Knidos’u da sarsan bir depremde devrilerek mi parçalandığı? Hala bilinmiyor.

Praxiteles’in Knidos Afroditi’nin Roma kopyası/Cornell Üniversitesi Dijital Koleksiyonu

Bir diğer Knidos’lu sanatçı “Polygnotos” (MÖ 5. Yüzyıl) dönemin en ünlü ressamlarından biri olup, o da eserleriyle kentin kültürel atmosferine büyük katkı sağlamış.

Adı Knidos ile bütünleşen bir diğer eser “Knidos Aslanı”nı ise kimin yaptığına ilişkin antik kaynaklarda net bir sanatçı ismi yok. Ancak 6 tonluk bu devasa heykelin MÖ 4. veya 2. Yüzyılda Atina yakınlarındaki Penteli Dağına özgü beyaz mermerden yontulduğu biliniyor. 1858 yılında İngiliz arkeolog Thomas Newton tarafından topraktan çıkarılarak askeri bir gemi ile İngiltere’ye kaçırılmış ve günümüzde Londra’daki British Museum’da sergileniyor.

Ticari Limana Bakan Knidos Aslanı Tepesi (Şu anda sadece kaidenin kalıntıları var!)
Knidos Aslanının Tepedeki Kaidesi
Knidos Aslanı: Londra British Museum Ana Girişi Kraliçe II. Elizabeth Büyük Avlusu

Yeni Knidos’un Kurulması, Büyümesi ve Küçülmesi Sürecine Bütünsel Bir Bakış

Knidos’lular Datça yarımadasının yerleşmeye en müsait yeri olan, çevresi verimli ovalarla kaplı Burgaz’ı terk edip, tarihlerindeki en radikal karar olan taşınma kararını almışlar.

Datça Yarımadası Eğim Değeri Haritası (Burgaz/Palaia, Knidos Yarımadanın tam ortasında!)

Tabii bunun pek çok nedeni olmalı. Taşınma sürecinin tarihlendiği MÖ. 4 yüzyıl, dünyada deniz ticaretinin yükselişe geçtiği ve tarih kaynaklarında Büyük Kos/Rodos depremi olarak geçen afetin Burgaz’ın kent merkezini vurduğu ve sahilindeki limanları sular altında bıraktığı yıllar. Knidos’lular kenti ve limanlarını yeniden inşa etmek yerine Burgaz’ı terk ederek, yarımadanın en batı ucuna, bugün Tekirburnu olarak bilinen bölgeye, doğal koruyucu bir limana sahip ve çevresi sarp kayalıklarla çevrili savunması daha kolay bir yere taşınmayı tercih etmişler.

Dönemin önemli ismi Milet’li ünlü şehir plancısı Hippodamos’a bir kent planı sipariş etmişler. Hippodamos’un ilk önerisi, yeni kentin Ege ve Akdeniz’in birer yarımay gibi her iki koyuna hakim olacak ve limanların etkileyici manzarasını seyredecek şekilde yerleştirilmesi olmuş, ki bu iki koyun oluşturduğu biri askeri diğer ticari iki doğal liman Knidos’un tarih boyunca gelişmesi ve zenginleşmesinin ardındaki en önemli motif olmuş.

Yeni Knidos olarak Seçilen Bölge (Solda Askeri Liman, sağda Ticari Liman)

Yeni Knidos için seçilen bölge 70 km uzunluğundaki Datça yarımadasının, yani savunulması gereken Knidos Teritoryumunun batıdaki en uç noktası. Bir başkent seçimi için oldukça riskli ve iddialı bir bölge. Knidoslular, tam da bu nedenle, savunma ve savaşma yerine, deniz ticaretini ve tarımda katma değerli üretim yaparak Knidos markalı ürünlerle (başta şarap olmak üzere) dış satıma odaklanmayı tercih etmişler. Yani yeri gelince, Perslerin, yeri gelince Atina ve Sparta’nın ya da Roma ve ardından Bizans’ın egemenliği altında olabildiğince özgür bir ticaret, kültür ve bilim kenti olmayı hedeflemişler.

Knidos’un Depremlerle Yüzyıllar Süren İmtihanı

Günümüzde Yeni Ortaya Çıkan Knidos’tan Geçen Fay Hatları

Yeni Knidos da eski kentleri gibi taşınmayı takip eden ilk birkaç yüzyıl içinde bölgedeki depremlerden, örneğin MÖ 226 yılındaki Büyük Rodos ve MÖ 198 Kos depremlerinden ciddi şekilde etkilenmiş. Örneğin Rodos kenti, Antik Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri olan devasa Rodos Heykelini (Kolossus) 7.2 büyüklüğündeki bu depremde kaybetmiş. Knidos, kayıplarını Rodos’a göre daha kolay telafi etmiş. Knidos’da tiyatro, tapınak vb. büyük kamu yapılarında yeni nesil cihazlarla yapılan araştırmalarda bu depremlerin izleri, restorasyonlarda kullanılan farklı renkte kireç taşı ve mermer cinslerinden bugün çok net şekilde gözlemlenebiliyor.

MS 7. yüzyılda Arapların deniz yolu ile yaptıkları akınlarda Doğu Akdeniz ve Ege kıyılarındaki birçok yerleşim yeri gibi, Knidos da saldırıya uğramış ve tahrip edilmiş. Bu felaketlerden sonra Knidos’un bilimsel ve kültürel altyapısı tekrar toparlanamamış. Bundan sonra, Bizans döneminde piskoposluk listelerinde ismi “Stadia” olarak geçen Knidos’un Tekirburnu’ndaki yönetim merkezi ile pek ilişkisi kalmamış. Orta çağ süresince teritoryumdaki yerleşim düzeni, deniz korsanlarından korunmak için iç kesimlerde savunması kolay konumlara kaymış ve Yazıköy Kalesi, Yarıkdağ Kalesi, Eski Datça Kalesi gibi seyrek kırsal merkezlerden oluşmuş.

Knidos’ta Bağcılığın Coğrafi, Jeolojik ve İklimsel Avantajları

Bölgedeki sismik hareketliliğin sonuçlarından biri olarak, MÖ 1.600 yıllarında Santorini adasında yaşanan büyük patlamanın ve Knidos’a hemen 10-12 deniz mili uzaklıktaki Nisyros yanardağının kısa vadede yıkıcı etkileri olmuş. Ancak, hem Santorini ve hem de Nsyros’un püskürttüğü küllerin, özellikle bağcılık olmak üzere Datça Yarımadasında tarım için çok verimli topraklar oluşturduğu tahmin ediliyor. Volkanik maddelerin ayrışmasıyla toprağa geçen ve bitkilerin büyümesi için hayati önem taşıyan fosfor, magnezyum, demir ve kükürt gibi minerallerin toprağın dengesini tamamen yenilediği, volkanik tüf ve küllerin gözenekli yapısı ile toprağın nemini, ısısını ve suyunu uzun süre tutmasına ve köklerin daha rahat hava almasına yardımcı olduğu ve özellikle bağcılıkta iklim koşullarının da desteği ile dünyanın en kaliteli üzümlerinin yetişmesine olanak verdiği bilimsel bir gerçek.

Dünyanın en iyi şaraplarının Sicilya’da Etna çevresinde, İtalya’da Vezüv çevresinde, Santorini’den etkilenen Ege Adaları ve Kıyıları ile Batı Anadolu’daki Kula (Antik çağ yazarı Amasyalı ünlü coğrafyacı Strabon’un tanımıyla “Katakekaumene” Yanık Ülke) gibi volkanik bölgelerde üretilmesi bir tesadüf olmasa gerek.

Knidos Karası Üzümü
Knidos Karası Üzümünden Üretilen Aristos 2020

Yine Strabon’un çağdaşlarından doğa tarihçisi/filozofu Romalı Plinius’un aktardığına göre de Knidos, dalında yarı kurutulmuş olgun üzümlerden, preslenmeden önce kendiliğinden akan ilk özsudan elde edilen, “protropos” (premium üretim) diye anılan çok ünlü ve tatlı bir şarap çeşidiyle antik dünyada büyük bir şöhrete sahipmiş. Günümüzde bölgedeki üzüm üreticileri antik dönemden kaldığına inandıkları Knidos Karası diye andıkları asma fidanlarını yeniden üretmeye çabalıyorlar.

Bitirirken…

Knidos’luların kentlerini Cap Crio’ya taşımadan önce, deniz ticareti ve şarap dış satımı serüvenleri sürecinde MÖ 600’lü yıllarda Akdeniz’i aşıp, ta Sicilya’ya ve kuzeyindeki Lipari adalarına kadar kolonileştiğini başladığını biliyoruz, keza Yeni Knidos’un Akdeniz’de hızla önemli bir güç ve zenginlik merkezi haline geldiğini de. Ben bütün bu olağan dışı gelişmeyi Hippodamos’un sıfırdan planladığı yeni bir kentte koyduğu stratejik vizyona bağlıyorum.

Bakalım siz ne diyeceksiniz? Bir sonraki yazımda okuyacaksınız….