Giriş
“Bozburun Yarımadasındaki Antik Karya Kentleri” blog yazımın devamı niteliğinde bu kez antik çağda Bozburun ve hemen yanı başındaki Datça Yarımadası arasında, birbirine taban tabana zıt, farklı yerleşim modellerinin sırrını keşfetmek üzere, 15-18 Eylül tarihleri arasında tarih, doğa ve deniz sever dostlarımla birlikte Datça Yarımadasını, en doğusundan batısına, yelkenle seyre çıktık.
Planımız; yarımadanın en batı ucundaki görkemli metropol Knidos’un, yarımadanın tam ortasında yer alan, MÖ 1000-1200’lü yıllarda ilk kurulduğu Burgaz’dan MÖ 400’lü yıllarda taşındığı Tekir Burnundaki (Deveboynu/Cap Crio) yeni konumuna kadar görmeyi içeriyordu. Ancak, seyrimizi olağandışı meteorolojik uyarılar nedeniyle kısaltıp yelkenlerimizi doğrudan Datça limanının hemen 2-3 km. doğusundaki Burgaz/Palaia Knidos sahillerine doğru fora ettik.




Knidos’u ve Datça’yı önceden birkaç kez ziyaret ettiğimiz için büyük bir kaybımız olduğunu söyleyemem. Kaldı ki, seyrimizde hiç de planlamadığımız şekilde, endemik Datça hurmasının doğal yetiştiği Karaali ve Hurmalı Koylarını, Datça Aktur’un sıra dışı Kurucabük ve Çiftlik Koylarını, “Emel Sayın’ın gözleri kadar mavi” İnbükü ve korunaklı Bencik Koyu ile Balıkaşıran Kıstağını da yakından görmüş olduk.


Datça Yarımadasının bir ucu Yeni Knidos (Cap Crio) ise, diğer ucu da Balıkaşıran Kıstağı
MÖ. 6. yüzyılda dönemin küresel hakim gücü, günümüz ABD’sine eşdeğer Pers ordusu, Harpagos komutasında Datça Yarımadası’na doğru ilerlerken, Knidos’lular Pers istilasından korunmak için anakara ile olan coğrafi bağlarını koparmak ve yarımadanın en dar yerini (Balıkaşıran mevkisi) kazıp Datça’yı bir adaya dönüştürmek ister. Halikarnassos’lu tarihçi Herodotos’un bizzat Knidos’lulara dayanarak aktardığına göre Delphi Tapınağındaki kahin Pythio’nun uyarısı ile bu işten vazgeçip kendi istekleriyle Pers hakimiyetine girmeyi tercih ederler. Bu olayın günümüzün popüler komedi filmlerinden “Kolonya Cumhuriyeti”ndeki hayali Dikburun beldesinin ABD donanması ile yaşadığı kriz sonucu anakaradan koparak bağımsız bir ada cumhuriyetine dönüşmesi teması, antik Knidos tarihi ile film arasından harika bir metaforik benzerlik oluşturur.
Datça’da Yeni Nesil Jeo-Arkeolojik Çalışmalarla İlgili Yeni Bulgular
Bu seyahatimiz sırasında Koç Grubunun eski üst düzey yöneticilerinden ve emekliliğinde Datça’da katma değerli organik üretim ile modern çiftçiliğe başlayan Kocamaar Çiftliğinin sahibi dostum Murat Menemenli’den Datça Yarımadasında son yıllarda yürütülen yeni jeo-arkeolojik araştırmalar sonucunda ilginç bulgulara ulaşıldığı ve bunların Knidos ve Datça Yarımadası hakkında bazı hataları düzeltme fırsatı verdiği bilgisini alıp, seyahat dönüşünde, eski ve yeni Knidos’u sil baştan yeniden araştırmaya karar verdim.
Bölgedeki arkeolojik çalışmaları yürüten ve uzun yıllar kazı başkanlığı yapan ODTÜ’den Prof. Numan Tuna ve Selçuk Üniversitesinden Prof. Ertekin M. Doksanaltı’nın bilimsel yayınlarını ve bunlarla ilgili yorumları tekrar inceledim. Bilinenin aksine antik çağda yarımadada sadece görkemli bir Knidos kentinin olmadığını, Knidos’un devasa bir metropol merkezi olarak tüm yarımada üzerinde çok sayıda yukarı kale, tapınak ve şölen alanlarına, viyadük ve köprülere, Burgaz yöresinde yoğun ihracat yapan, bugün sular altında kalan limanlara, ince-uzun düzenli teraslarda kolektif şarap üretimi yapan çok sayıda (43 adet) küçük yerleşim birimi ile bunlara yakın alanlarda markalı seramik üretim atölyesine ve şarap imalat tesislerine ev sahipliği yaptığını öğrendim.


Yakın zamanda yapılan kazı çalışmalarında büyük boyutlarda seramik fırınları, yıkama havuzları, sarnıç gibi servis yapıları ve değişik dönemlere ait üretim artığı dolgular ortaya çıkarılmış. Üretim alanları arasında ulaşımı kolaylaştıran viyadük ve köprü kalıntılarına rastlanmış. Antik limanlar, ancak yakın zamanda deniz suları çekildiğinde ortaya çıkınca belgelenebilmiş.
Antik Çağda Datça Kalelerinin İşlevi
Modern araçlar kullanılarak “ortofoto” yöntemiyle yapılan ve tüm yarımadayı kapsayan arkeolojik yüzey araştırmaları; Hızırşah Köyü yakınlarında Yarıkdağ, Gökyer ve Çıngıraklı Tepe Kalelerini, Yazıköy Kalesini, Emecik yakınlarındaki Kaletepe ve Karaincir Asar Tepe Kaleleri ile Mesudiye yakınlarında Adatepe ve Kumyer yakınlarında Triopion Kalelerini belirlemiş. Bu kalelerin bölgede 43 farklı noktada bağcılık, şarap imalatı ve seramik üretimi yapan kolektif çiftlik yerleşimleri için bir tür gözlem ve koruma görevi üstlendikleri, Triopion gibi bazılarının ortak tapınma ve sunak alanları olarak kullanıldıklarını ortaya koymuş.
Datça Yarımadasında Antik Yerleşim Yerlerinin Kısa Tarihçesi
Bugün Datça Yarımadasında antik yerleşim yeri dendiğinde aklımıza doğrudan yarımadanın en batı ucu Tekir Burnundaki (Deveboynu/Cap Crio) antik çağda şehircilik, denizcilik, tarım, ticaret, sanat, tıp ve astronomi alanlarında devleşmiş görkemli bir Karya liman kenti olan Knidos geliyor. Fakat arkeolojik araştırmalar, Datça limanının hemen yanı başındaki Burgaz’ın “Palaia Knidos” adıyla, Knidos’tan çok önce MÖ. 1100-1000 yıllarında, Miken medeniyetini de yok ederek Yunan ana karasından Güneye göç eden Dor’lar tarafından kurulan ilk önemli merkez olduğunu, MÖ 8. yüzyıla tarihlenen “Geometrik Dönem” katmanlarında burada “Grid” sistemiyle planlanmış organize bir şehir yaşamına rastlandığını gösteriyor.

Son yıllarda yapılan yeni nesil jeo-arkeolojik çalışmalar ise, Burgaz ile Knidos arasında MÖ 4. Yüzyıl civarında önemli bir nüfus ve merkezilik kayması olduğunu ortaya koyuyor. Öyle anlaşılıyor ki, Datça Yarımadasında tek merkezli değil, uzun yıllar iki merkezli bir sistem hüküm sürmüş. Sonrasında Yeni Knidos öne çıkmış ve yarımadanın ekonomik, siyasi ve denizcilik merkezi haline gelmiş. Yani Knidos birdenbire ortaya çıkmış tek bir şehir değil; önceden kurulan bölgesel yerleşimlerin sanki giderek merkezileşmiş hali.

Knidos, MÖ 6. yüzyıldan itibaren Helen dünyasında önemli bir rol oynamaya başlamış ve bu dönemde Ege kıyılarında kurulan ve Kos/İstanköy, Lindos, İalysos, Kamiros ve Halikarnassos’dan oluşan 6 Dor Şehrinin (Dorian Hexapolis) en büyüğü ve aynı zamanda tüm yarımadanın metropolü konumuna dönüşmüş. Şarap üretimi ve ticaretiyle Atina başta olmak üzere pek çok yere ihracat yapmış. Dor’lar Rodos’ta da Knidos’da olduğu gibi benzer bir strateji uygulamış. Önce Lindos’u kurmuş, ardından Kamiros ve Ialysos’la da bütünleşip adanın Kuzey-Doğu ucunu Rodos adıyla merkez/büyükşehir yapmışlar.
Knidos, sırasıyla Lidya ve Pers egemenliklerine girmiş. Ardından Büyük İskender’in hakimiyetini tanımış. Roma döneminde Bergama Krallığı’na bağlanmış, Bizans döneminde piskoposluk merkezi olmuş. Zamanla depremler ve Arap korsan saldırıları nedeniyle zayıflayan kent, MS 7. yüzyılda bütünüyle terk edilmiş.
Datça ve Bozburun Yarımadaları Arasındaki Gizli Rekabet
Bozburun’la mukayese edildiğinde çok daha dar ve uzun (70 km), düzenli bir coğrafi yapıya sahip olan Datça Yarımadasının antik çağda her anlamda çok gelişmiş görkemli bir Knidos Antik Kentine ev sahipliği yaparken Bozburun yarımadasının, ayni Karya medeniyetine ve kültürüne sahip olmasına rağmen, birbirine çok yakın ve çok sayıda küçük merkez ve bunların oluşturduğu sistematik bir ağdan oluşması nasıl açıklanabilirdi? İşte beni meraklandıran ve yeni bir araştırmaya yönlendiren en önemli husus buydu. Acaba aralarında nasıl bir fark veya ortak yaşam vardı?

Datça ile Bozburun aynı Karya dünyasının parçaları olmalarına rağmen aynı “yerleşim modeli”ni geliştirmemişlerdi. Ben aralarındaki farkı, biraz da paradoksal biçimde, “birinin daha gelişmiş olması” şeklinde açıklamanın diğerine haksızlık olacağını düşünüyorum. Datça’nın “Knidia” modeli tek bir büyük merkez etrafında bütünleşme sağlarken Bozburun modelinde çok sayıda küçük merkez ve bunların oluşturduğu bir ağ oluşmuş ve bence bu farkın temelinde “coğrafya, ekonomi, deniz ulaşımı ve siyasi örgütlenme” tümü birlikte yatıyor.
Bozburun Coğrafyasının Ekonomiye Etkileri
Bozburun coğrafyasının merkezileşmeyi teşvik etmediğini düşünüyorum. Çünkü Bozburun’un arazi yapısı olağanüstü parçalı. Yüksek ve sarp sırtlar, derin vadiler, küçük koylar, doğal limanlar ve birbirinden doğal yollarla ayrılmış tarım alanları var. Dolayısıyla burada tek bir büyük şehrin bütün yarımadayı ekonomik olarak kontrol etmesi yerine, her küçük coğrafi havzanın kendi yerel merkezini oluşturması çok daha mantıklıydı diye düşünüyorum. Araştırmalar; Bozburun’da demos/köy/yerleşim merkezlerinin yaklaşık 5 km aralıklarla yerleştiğini ve her birinin ortalama yaklaşık 30 km²’lik bir teritoryuma sahip olduğunu gösteriyor. Üstelik bu dağılım rastgele değil, topoğrafya ve ekonomiyle ilişkili olarak yapılmış.

Bozburun’da, örneğin bir önceki yazımda incelediğim en önemli kent, Turgut sırtlarındaki “Hydas”’ın kendisi bile yalnızca bir tepe yerleşiminden ibaret değil. Aşağıda liman alanı ve çevresinde çiftlik yerleşimleri var. Dolayısıyla; Hydas, çiftlikleri ve limanı ile tek başına küçük bir ekonomik sistem ve aynı şeyi başka bir vadide başka bir demos/köy yapıyor. İşin ilginç tarafı, bu merkezler rakip değil ve birbirlerini tamamlıyorlar. Hydas’ın Knidos kadar büyük olmaması onun önemsiz olduğu anlamına gelmiyor, çünkü işlevi farklı.
Datça Coğrafyasının Ekonomiye Etkileri
Bozburun bir “ağ” gibi çalışırken Knidos bir “metropol/büyük şehir” gibi hareket ediyor. Knidos’ta; tarım, üretim, liman, ticaret ve siyasi merkez, bir büyükşehir şeklinde bir zincir oluşturuyor. Kentte aynı anda ikisine de ulaşılabilen iki limanın bulunması bunu güçlendiriyor. Biri daha çok askeri, diğeri tümüyle ticari işlev taşıyor. Kentin planlı caddeleri, agorası, devasa tiyatroları, tapınakları ve kamu yapıları, çevresindeki kırsal alanla birlikte bağımsız bir şehir devleti “polis” örgütlenmesini destekliyor.


Knidos’un şarap ve seramik kap üretimi ve ihracatı gibi daha geniş pazara yönelik ekonomik faaliyetleri, onun artıları. En önemli/kritik fark: Knidos “dışarıya”, Bozburun ise “hem dışarıya hem içeriye” bakıyor.

Knidos’un konumu olağanüstü stratejik: Ege-Knidos-Akdeniz-Levant deniz yollarının kesişiminde. Bozburun ise Rodos’a çok yakın. Dolayısıyla Bozburun’un ekonomisinde küçük koylar ve kısa mesafeli deniz bağlantıları olağanüstü önemli. Bu nedenle Bozburun’daki antik şehir/köylerini “Knidos’un küçük versiyonları” olarak görmek yerine, Knidos’u büyük bir merkez, Bozburun’u ise birçok küçük merkezin oluşturduğu tamamlayıcı bir kıyı sistemi şeklinde düşünmek daha doğru olmalı. Yani, Knidos büyüyerek çevresini kendisine bağlamış, Bozburun ise parçalı kalarak birbirine bağlanmış gibi görünüyor.
Her iki yarımadaya komşu Rodos faktörü tabloyu biraz değiştiriyor. Helenistik dönemde Bozburun’un önemli bölümü Rodos’un Peraiası (Karşı Yakası) olarak örgütlenip Rodos’un daha geniş denizcilik sistemine eklemlenmiş bir hinterland/ağ haline gelirken, Knidos, bağımsız kalarak, kendi başına güçlü bir polis olma misyonunu sürdürmüş. Her iki bölgenin aynı Karya kültüründen gelmesine rağmen farklı siyasi-ekonomik sonuçlar üretmesinin en önemli nedenlerinden biri de bence bu olabilir.
Özetle, Bozburun yarımadasındaki antik yerleşimlerin parçalı görünümü aslında geri kalmışlığının işareti değil, tam tersine, bu dağınık yapının “rastgele olmayan ve ekonomik olarak örgütlenmiş bir sistem” olduğunu gösteriyor. Ve antik çağda Bozburun’un “Bir şehir ve onun köyleri” şeklinde değil, “birbirini tamamlayan küçük şehirler, akropoller, çiftlikler, kutsal alanlar ve limanlardan oluşan, bir takımada gibi çalışan kara parçası” olarak görülmesi gerekiyor. Bu açıdan Datça/Knidos antik kenti ile Bozburun antik yerleşimlerinin birbirinin alternatifi değil, aynı bölgesel ekonominin iki farklı örgütlenme biçimi olarak ortaya çıkıyor.
Knidos’un Yeni Bulunan 20.000 Kişilik Yeni Amfitiyatrosunun Ortaya Koyduğu Gerçekler
Yeni araştırmalar, Knidos’ta bilinen ve büyük ölçüde kurtarılan 5.000 kişilik Liman Amfitiyatrosu dışında Akropol tepesine giden yol üzerinde, mermerlerinin 19. Yüzyılda Mısır’da ve İstanbul’daki saray inşaatlarında kullanıldığı söylenen, bugün neredeyse formu anlaşılamayacak derecede tahrip olmuş, 20.000 kişi kapasiteli bir Büyük Amfitiyatro’yu daha ortaya çıkarmış.
Geçmiş bilgiler bize, yaklaşık 45.000 hektarlık bir alana sahip yarımada üzerinde geleneksel ve temel besin maddesi olarak tahıl üretimine elverişli yaklaşık 9.000 hektarlık bir alanda yıllık 2.800 ton üretim potansiyeli olduğunu, bunun kişi başına yıllık 235 kg. tüketime imkan verdiğini, buna göre de tüm Datça yarımadasında en fazla 12.000 kişinin yaşayabileceğini söylüyordu. Bu doğrultuda antik çağda yarımadada 20.000 kişilik bir amfitiyatronun olması çok anlamlı değildi. Belki çevredeki 6 Dor şehrinde (Dor Hexapolisi) yaşayanların yine son yıllarda ortaya çıkarılan Emecik/Triopion Tepesindeki Apollon Tapınağında yapılan ortak şenlik ve festivallerde bir araya geldikleriyle kısmen açıklanabilse de Knidos’un Tekirburnuna taşınırken Hippodamos tarafından yapılan yeni kent planlamasında toplam 25-30.000 kişi kapasiteli tiyatrolar yapılmasını kimse açıklayamazdı.
Kapsamlı araştırmalar; Burgaz’daki Eski Knidos Yöneticilerinin farklı bir vizyonla ve yeni tarımsal üretim teknikleriyle yarımadada arazi kullanımını radikal biçimde değiştirdiğini, dış pazara şarap olarak satmak için bağcılığa odaklandıklarını, eğimli arazilerde ince uzun şeritler halinde teraslama yaparak üretim alanlarını büyüttüklerini, bu teraslarda dağınık çiftlik evleri ile küçük mülkiyetlerden oluşan kolektif aile işletmeleri ile üretim gerçekleştirdiklerini, yine “Knidos markalı amforalar” kullanarak, belki gerçekten çok kaliteli olmasa da (*) katma değeri yüksek şarap ihracatına gittiklerini, antik tarımsal üretim pratiği ile 1.000 hektarlık bir bağlık alandan 1.600.000 lt. şarap üretebildiklerini, antik çağda şarabın piyasa değerinin tahıla göre 5 kat daha yüksek olması nedeniyle üretip sattıkları şarap ile 3.500 ton buğday ithal ederek fazladan 20.000 kişiyi daha iskan edip besleyebildiklerini ortaya koyuyor.
(*) Roma ordusunun şarap ihtiyacının yarısından fazlasının, tedarik kapasitesi, fiyat, lojistik kolaylıklar ve siyasi tercihler nedeniyle Knidos’tan temin edildiği kayıtlara geçmiş.


Knidos’lular şarap üretimini maksimize etmek üzere, doğal nüfus artışı dışında köleler ve ticaret amaçlı yerleşen yabancılarla işgücü arzını kademeli olarak artırmış. Böylece katma değerli tarımda uzmanlaşan Knidoslular artan nüfusu besleyecek temel besin olan tahıl için dış kaynaklara daha fazla bağımlı hale gelmiş. Başta Mısır olmak üzere dış alım kaynaklı tahıla artan bağlılık onları daha fazla uzmanlaşmaya itmiş ve bir kısır döngüye dayalı bu büyüme Geç Helenistik dönemde dış pazardaki kriz ve daralmayı takiben MS 7. yüzyıldan itibaren İslam-Arap orduları ile mücadele ederken sona ermiş.
Bu arada günümüzde Datça’da hala üzüm, şarap, zeytin, zeytinyağı, endemik badem türleri, çeşitli baharat ve şifalı otlar, kekik ve badem çiçeği balı, endemik Datça hurması gibi katma değeri yüksek pek çok ürün doğal ortamında yetiştirilmeye ve üretilmeye devam ettiğini söylemeliyim.
Knidos’un Ticari Başarıları: Şarap ve Seramikte Uzmanlaşma, Markalaşma ve Dış Satım
Bugün Gökova olarak bilinen Keramos Körfezi, Yunanca seramik/çömlekçi kili anlamına gelen Keramos antik kenti ile birlikte markalı şarapların ve seramik dünyasının merkezi haline geliyor: Knidos’un şarap üretimindeki hızlı ekonomik büyüme süresince, seramik atölyelerinin devlet kontrolündeki bir işletmenin denetimi altında şarap dış satımı ile uğraşan iş adamları için üretim yaptıkları, bazı üreticilerin Knidoslu olmadıkları ve Keramos gibi komşu Karya kentlerinden veya Damokrates gibi farklı Helen polislerinden, hatta farklı etnik kökenden geldikleri bulunan amfora kalıntıları üzerinde okunuyor. Amforaların üretim sürecinde mühürlendikleri ve verilen adların büyük olasılıkla çömlekçiler yerine şarap üreticilerine ait markalar olduğu düşünülüyor. Keramos antik kenti, yöresindeki kil, akarsu, ısı-ateş kaynağı ağaç-odun zenginliği ile Knidos’un seramik üretimindeki en büyük iş ortağı, Körfezde stratejik bir konumda yer alan Karya kökenli Kedrai antik kenti (Sedir Adası) ise Knidos’un ticaret ortakları Mısırlı ve Romalı yöneticilerin buluşma noktası oluyor. Romalı komutan Marcus Antonius’un Mısır Kıraliçesi Kleopatra için Mısır’dan 60 gemi ile özel kum getirttiği efsanesi, günümüzde Gökova Körfezi/Okluk koyunda yapılan yazlık sarayın plajı için farklı kaynaklardan gemilerle 30.000 ton kum getirildiği iddiaları ile örtüşüyor.
Knidos Dış Ticarette İlkleri Hayata Geçiriyor: Dünya’da para kavramını Salihli’deki Sart çayı yataklarında doğal olarak bulunan ve beyaz altın denen (altın ve gümüşün doğal karışımı) “elektrum”dan ilk geliştirenler Lidya’lılar olsa da, ticari yaşamda Milet’liler ile birlikte ilk kullananlardan biri de Knidos’lular oluyor. Ancak, güvenilirlik sorunu nedeniyle elektrum eritilerek saf gümüşten yapılan “Aegina” sikke sistemine geçildiğinde Knidoslular yine bu ağırlık, ölçüm ve para standardını ilk kullanan şehir devletlerinden biri oluyor. Aegina gibi Knidos da Akdeniz genelindeki ticari üstünlüklerini ve güçlerini bu standartlaştırılmış ekonomik sistem sayesinde kuruyor.
Knidos, bölgede Halikarnassos dahil 6 Dor kentinin lideri ve en büyüğü haline geliyor: Geleneksel bağ bozumu şenlikleri gibi festivaller 6 kentin katılımı ile Knidos’taki Ortak Kült Merkezi/Apollon Kutsal Alanında yapılıyor.
Zenginleşen Lindos ve Knidos Akdenizde koloniler kurmaya başlıyor: Knidos, Güney Sicilya ve Lipari Adalarında Gela, Lilybaeum ve Kamarina kentlerini kuruyor. Keza MÖ 6. yüzyılda Firavun Amasis’in özel izni ile Nil Nehri’nin Akdeniz’e döküldüğü bir noktada, Naukratis ticaret kentindeki Helenion tapınağını kuruyor.
Knidos bilim, kültür ve sanat faaliyetlerine ciddi zaman ve kaynak ayırıyor: Kentte pek çok ünlü bilim insanı, mimar, filozof ve sanatçı yetişiyor. Dış dünyadan bilim insanlarına kapılarını açıyor.
Knidos Serisi Devam edecek…
Bozburun ile Datça antik yerleşim alanlarını mukayese etme fırsatı bulduğum bu kısa seyahatimi takiben Eski Knidos ile Yeni Knidos hakkındaki bilgilerimi tazelemenin tam sırası olduğunu düşünüyorum. Bu yazımı takiben önce Eski Knidos (Palaia Burgaz) ardından Tekirburnundaki Yeni Knidos hakkında son yıllarda yürütülen yeni nesil jeo-arkeolojik araştırmaların sonuçlarını kendi yaklaşımımla analiz edip yorumlamaya ve paylaşmaya devam edeceğim.
Sevgili Haluk Kardeşim; Güzel, faydalı ve bilgilendirici yazın dolayısıyla seni kutlarım ve teşekkürlerimi sunarım. Görüşmek üzere, selam ve sevgiler. Yalçın Alganer
BeğenLiked by 1 kişi
Sevgili hocam, beğendiğine sevindim🙏 biraz spekülatif😉 anektodlar katmak istedim fazla zülfiyare dokunmadan 😂
BeğenBeğen